Moonspell 1755 İncelemesi

Moonspell - 1755 albüm kapağıı
70%
Fena değil

Eğer Moonpsell'in Memorial ile başlayan brutalliğini seviyorsanız, o tarzın en kaliteli örneği ile karşı karşıyasınız. Şanslısınız...

  • Albüm Notu

Fakat Moonspell'den, biraz daha inişli çıkışlı, dinamik, büyülü bişiler bekliyorsanız... Extinct dinlemeye devam.

Moonspell’in 12. albümü 1755 hakkında konuşmadan önce, doksanların sonundan beri gruba olup bitenler hakkında kısa bir yorum yapmak istiyorum. Doksanların son yarısı Avrupa metali için oldukça enteresan bir dönemdi. Ayrıca uzun bir yazı, tartışma konusudur. Bu dönemde kayıt teknolojisindeki gelişmeler birçok gruba kendi tarzları içinde daha rahat deneyler yapma şansı verdi. Biliyorsunuz, o günlerde neredeyse tüm Century Media ve Nuclear Blast grupları değişik birşeyler yapmayı denemişti. Ne yazık ki denenen yeni şeylerin hepsi hayranlar tarafından kabul görmemişti…

Moonspell için değişim Irreligious ile deneysellik ise Sin/Pecado ile başlamıştı. Kendi adıma hala en değerli, en özel Moonspell albümü olduğunu düşünürüm. Kesinlikle bir başyapıttır. Fakat devamında gelen The Butterfly Effect aynı yerde duramaz. Benim için de, topluluğun hayranları için de. Şahsen ben albümün problemleri olduğunu düşünmekle beraber hayranlar kadar mesafeli değilim.

2000’lere girmemizle birlikte tarz değişimi yaşayan grupların büyük bir çoğunluğu durumlarını gözden geçirme zorunda kaldı. Kimi gruplar yeni tarzlarında müzik üretmeyi tercih ederken bazı gruplar eski tarzlarına doğru yavaş bir dönüşüm içine girdiler. Moonspell’de bu dönüşümü tercih eden topluluklardan birisi oldu.

Darkness and Hope ve The Antidote bu anlamda benim de sevdiğim albümlerdi. Benim için işin rengi Memorial ile değişti. Yeni milenyumda metal dinleyicisi daha sert müzikler dinlemek istiyordu. İnternetin yaygınlaşması, grupların hayranlardan daha sık geri dönüş alabilir olması, toplulukların bu istekten haberdar olmasını sağlamıştı.

Bana göre Moonspell bu geri bildirimin kurbanı oldu. Sert müzik diye çığlık atan hayranların sesini dinledi ve karakteristik özelliklerini yitirmeye başladı. Memorial’dan Extinct’e kadar giden, benim son derece kişiliksiz bulduğum Moonspell rotasının sebebi budur. Sanırım bu rotada beni en az üzen durak Alpha Noir’in bonusu olarak kabul edilen Omega White’dır.

Dürüst olacağım bu yolun bir noktada Extinct gibi bir yere varacağına hiç beklemiyordum. Yeni, sert Moonspell sound’unun bir noktada tekrar Moonspell’in büyüsünü içinde barındırabileceğine hiç ama hiç inanmıyordum. Ama Extinct bunu yapmayı başardı! Detaylarına girmiyorum, umut ediyorum ki bir gün o albümü de yazacağım (çok çok çok çok iyi bir albüm!).

Özetle, Moonspell’e Memorial’dan beri küstüm, Omega White ile inceden iyi şeyler hissetsem de yine de suratına bakmıyordum. Extinct sayesinde barıştık, hem de göz yaşlarıyla barıştık. Fakat 1755’den pek birşey bekleyemiyordum. Bir kere kalbim kırılmıştı…

1755’in benim için ilk problemi oldukça lokal bir konuyu işliyor oluşu. Şarkı sözleri Portekizce (Desastre’nin bir de İspanyolca versiyonu var) yazılmış. Albüm 1755 yılında Portekizi vurup, ülkeyi ve halkı param parça eden depremi anlatan, konsept bir albüm. Eminim bir Portekizli için oldukça duygusal, hassas bir konudur. Çok üzgünüm Fernando, ben konunun içine çok giremedim.

Albüm oldukça enteresan bir şekilde Em Nome do Medo ile başlıyor. Evet grubu takip edenler bu şarkının Alpha Noir’de olduğunu hemen hatırlayacaklardır. İngilizce In the name of fear (korku adına) anlamına gelen şarkının akustik, senfonik bir versiyonuyla açılıyor albüm. Fakat vokaller brutal kalmış. Enteresan olmuş. Özellikle nakarat kısmındaki korolar bana acaba dedirtmeyi başardı.

Fakat sonra diğer şarkılar çalmaya başladı…

Tamam durumun kısa özetini geçiyorum. Müzikal anlamda Extinct’teki yaratıcılığı 1755’de de görebiliyoruz (kısmen). Fakat albümü dar boğaza sokan şey yine Fernando’nun vokalleri oluyor. Birisinin artık bu grubu karşısına alıp, dobra dobra, bağıra bağıra şunu söylemesi gerek! HİÇ BİR ALBÜMDE BRUTAL VOKAL YOĞUNLUĞU IRRELIGIOUS’ DAKİNDEN FAZLA OLMASIN. Zira bu adam sürekli bir tarafını yırttığı zaman değil, kilit noktalarda böğürdüğü zaman işini iyi yapıyor. Aksi taktirde Memorial’dan beri olduğu üzere, albüm bir noktada sıkıcılaşmaya başlıyor. Üstelik bir iki parçada nakarat melodileri direk Em Nome do Medo’yu anımsatıyor. Sen bundan çok daha iyisini yapabilirsin Fernando..

Moonspell - 1755 albüm incelemesi
Moonspell – 1755 albüm kapağıı

1755’de bu problemi ilk şarkıdan son şarkıya kadar üzerinde taşıyor. Albümün en güzel anları Fernandoya eşlik eden koro ya da konuk müzisyenlerin varlıkları (In Tremor Dei’de 2. dakikadaki Paulo Bragança düeti gibi… Albümün en güzel anlarından bir tanesi) . Evet besteler fena değil. Ama kimse Moonspell’i muhteşem gitar rifleri ya da epik (ve/veya) oryantal örneklemeler için dinlemiyor.

Sonuç olarak Extinct’i saymazsak, The Antidote’dan beri çıkan en iyi Moonspell albümü diyebilirim 1755 için. Fakat Moonspell’in kutsal ilk üç albümü ya da Extinct’le kıyaslanabilecek bir albüm kesinlikle değil. Eğer benim hoşlanmadığın dönem Moonspell’i seviyorsanız, aradığınız şeyin oldukça kaliteli bir versiyonu var karşınızda, hadi yine iyisiniz. İlk üç albüm için Moonspell diyenlerdenseniz, üzgünüm size verebilecek iyi bir cevabımız yok ve galiba hiç bir zaman da olmayacak.

Yorum bırakın!

1 yorum
  1. kimnonawa diyor

    harikaa 😎

%d blogcu bunu beğendi: