Mayhem – Daemon

Mayhem - Daemon Albüm İncelemesi | Musiki Cemiyeti

Daemon gibi bir albüm hakkında konuşmaya başlamadan önce nereden başlamak gerektiğini düşünmek bile ayrı bir keyif. Cemiyet sakinleri Mayhem’i ve anlam önemini zaten biliyordur. Cemiyet üyeleri olarak topluluğa olan hislerimiz de bir sır sayılmaz. Dolayısıyla Daemon cemiyet için küçük bir havadis değildir. Fakat bu havadisin altı dolu mudur, boş mudur? Lets find out 🙂

Mayhem kimdir?

Bu soruya yer vermek size biraz gereksiz gelebilir, inanın bana da biraz öyle geliyor. Fakat her ihtimale karşı topluluğu daha önceden duymamış olabilecek okuyucularımız için kısaca Mayhem’den bahsedelim.

Mayhem’i black metal olarak bilinen türün öncü müzisyenlerini kadrosunda bulundurmuş, ilk ve en önemli black metal gruplarından birisidir diye kısaca tanımlayabilirim (ben venom ve bathory gibi grupları 1. nesil black metal olarak kabul etmeyen kesimdenim).

Elbette Norveç’li topluluktan bahsediyorsak hemen aklınıza ölümler, cinayetler, klise yakmalar ve o yıllarda Norveç’te yaşanan onlarca sansasyonel şey gelecektir. Biz burada o konulara hiç girmeyelim, bir kaç küçük arama sonucunda istediğiniz kadar bilgiye ulaşacağınızdan eminim. Lords of Chaos ise cabası diyelim.

Mayhem nasıl bir grup?

Karışık geçmişi yüzünden ilk albümünden sonra takipçi albümünü çıkartması 6 yıl sürmüş (Grand Declaration of War) ve bahsi geçen albümle kendi yarattığı türü yapı bozumuna sokmayı başarmış bir grup.

Grand Declaration of War’dan sonra da kendine özgü tedirgin, karanlık ve rahatsız edici bir ses yakalayıp bunun üzerine müzikal kimlik inşa etti. Kendileri için her yeni albümle müzik dünyasında başka bir çığır açtılar diyemiyoruz ama sadece “bilinen bir isimden” de ibaret değiller.

Daemon neden önemli bir albüm?

Sadece Mayhem’in çıkardığı bir albüm olması bile bence yeterli bir sebep. Bunun dışında Norveç’li topluluğun son günlerde tekrar popülerlik kazanması da (hmm Lords of Chaos?) işin bir diğer boyutu.

Gruba Esoteric Warfare öncesi katılan yeni gitaristlerle çıkacak ikinci albüm oluşunun da benim için ayrıca bir önemi var. Bu müzisyenler Esoteric Warfare’de Euronymous sonrası Mayhem’i şekillendiren Rune Eriksen’in çizgisine sadık kalmışlardı. Peki Daemon’da rota nereye dönecekti? Benim için öncelikli konulardan birisi buydu.

Daemon nasıl bir albüm?

Bu soruya cevap vermeden De Mysteriis Dom Sathanas’ı sever misiniz diye sormak isterim :). Youtube’daki güncel Mayhem röportajlarına bakarsanız (mesela hemen üstteki) topluluğun da bu konuda şeffaf olduğunu görebilirsiniz.

Besteleri daha çok gitaristlerin yaptığını düşünürsek o günlere nasıl geri döndüklerini anlamak biraz zor olasa da iki yıl boyunca aynı albümü çalarsan ister istemez o bestelerin bir parçası olabilirsin gibi geliyor bana (topluluk bir kaç yıl önce uzun bir De Mysteriis Dom Sathanas turnesine çıkmıştı). Tüm bunların Lords of Chaos ile yükselişe geçen hype treniyle olan alakası da sorgulanabilir, ben kişisel olarak o kulvara girmemeyi tercih ediyorum.

Albüme geri dönersek, Daemon’da ilk gözüme çarpan şey şarkıların De Mysteriis Dom Sathanas V2 gibi olmasının yanına son iki albümde beni iyiden iyiye rahatsız eden, akıcılığı bozan manik sekansların bu albümde akışı baltalamıyor oluşu oldu.

Grand Declaration of War‘u bu konuda tenzih ederim o çok özel bir albümdür. Chimera bu problemden muzdarip bir albüm zaten değildir. Orda Ad Chao ile başlayan bu karanlık saykodelik dur kalk bölümleri Esoteric Warfare ile beni iyice albümden koparmıştı. Dolayısıyla Daemon’da tekrar “akıcı” Mayhem şarkıları dinleyebiliyor olmak bana çok ama çok iyi geldi.

De Mysteriis Dom Sathanas’ı bilirsiniz. Black metal adına çok önemli ve öncü bir albüm olmasına rağmen içinde Black Metal olmayan bir çok bileşeni vardır. Bu bileşenlerin hepsinden ufak tefek tatlar Daemon’da da var. Benzerlik ise abartılan bir konu değil, bazı riflerde aklınızda alıntı/benzer olduğu şarkıların isimleri canlanacak.

Fakat albüme bir klon ya da kopya albüm demek pek de doğru olmaz. Evet rifler o günleri andırıyor. Trafikte akıcılığı seçmiş olmaları da son dönem Mayhem’e göre biraz daha muhafazakar bir seçim. Yine de Mayhem geçtiğimiz 25 yılı görmezden gelmiyor. Daemon detaylarında tüm Mayhem albümlerinden bir şeyler barındırıyor.

Bunun yanı sıra albümde sadece Mayhem’den değil, ilk dönem Norveç black metali gruplarına dair de tatlar bulabileceğinize inanıyorum. Tüm bunların dışında Behemoth vari rifler bile var albümde. Şaşırdım ama dürüst olacağım bu tatları sevdim.

Elemanların performanslarına gelince. Hellhammer’ın performansı hakkında bir şey söylememe sanırım gerek yoktur. Adam her zamanki gibi oldukça yaratıcı, renkli ve ihtişamlı. Necrobutcher‘ı albümde daha çok duyabilmek enteresan ve güzel bir deneyimdi. Çığır açan bir şey yapmıyor ama müzikte varlığını gösteriyor ve hiç de fena işler yapmıyor. Attila Csihar ise bir önceki albümde beni yaşamdan soğutan garip vokallerini daha dengeli kullanmayı başarmış. Yer yer konuşma/koro vokal arası geçen yerlere şapka çıkardığımı söylemem gerek (mesela Worthless Abominations Destroyed). Bazı şarkılarda ise neredeyse Maniac vari bir performans sergilemiş ki benim gözümde Maniac kendisinden çok daha iyi bir vokalisttir (dolayısıyla bu iyi bir şey diyebilirim).

Öne çıkan şarkılar

Daemon bence baştan sona çok güzel bir albüm. Uzun zamandan beri akan bir Mayhem albümü dinlememiştim. Bu benim için ayrıca bir haz. Önce çıkan şarkılar da ilk favorim Aeon Daemonium oldu. Düşük/orta temposu ve karanlıkla melankolik arasında giden atmosferi yer yer black/death ballad’ı dinliyormuş hissi yarattı. Şarkının 3:28’de başlayan rifi ise (içimden Behemoth diye bağırmama sebep olsa da) albümün en keyifli anlarından bir tanesi.

Albümün ilk single’ı olan Worthless Abominations Destroyed ise Daemon’u bu kadar heyecanla beklememi sağlayan yegane şarkıdır. Basit bir rif üstünde cazır cuzur bir black metal deneyimi vaat ediyor. Birkaç paragraf önce değindiğimiz Attila Csihar performansına da tekrar değinelim. Burada kendilerini cidden harikalar yaratıyor.

İkinci single Of Worms and Runis, 0:22’de başlayan garip efektiyle lan dedirten Agenda Ignıs, epik açılış rifiyle gönüllerde taht kuran Falsified and Hated diğer öne çıkan şarkılar (bu şarkıdaki Burzum klavyelerine ne demeli? :)). Her dinleyişimde Pagan Fears dedirten bonus şarkı Black Glass Communion’da da ayrıca selam olsun.

Daemon hakkında son sözler

Daemon düşünürken aklıma hep şu saptama geliyor, bu albüm De Mysteriis Dom Sathanas’dan sonra çıkması gereken, 25 yıl kadar geç kalmış bir albüm. Bu albüm 1998’de çıksaydı (ve Grand Declaration of War’da geçen yıl) kendisini Chimera ile ilk albüm arasındaki kusursuz geçiş olarak kabul ederdik.

Fakat içiniz rahat olsun zaman akışındaki bu absürtlüğü görmezden geldiğimizde de çok ama çok iyi bir Mayhem albümüyle karşı karşıyayız. Albümün bu kadar De Mysteriis Dom Sathanas’a benziyor olmasının arkasındaki motivasyonu bilmiyor ve sorgulamıyorsanız eminim Daemon’da sizi çeken bir şeyler bulacaksınızdır. Şimdiden 2019’un en iyi black metal albümlerinden bir tanesi kendisi.

Mayhem - Daemon Albüm İncelemesi | Musiki Cemiyeti
Mayhem – Daemon Albüm İncelemesi | Musiki Cemiyeti
80%
Gayet güzel

Mayhem'den yerinde bir köklere dönüş kararı

  • Albüm Notu

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

5 Yorumlar
  1. Hasan diyor

    Venom tamam. Bathory ilk 2 albüm de katılmasam da anlarım. Ama Under the Sign of the Black Mark black metal değil de nedir?

    1. Mehmet Emrah Konya diyor

      Bu biraz da görüş meselesi sanırım. Under the Sign of the Black Mark özellikle bugünkü bazı black metal gruplarını düşününce (daha groove, punk etkili vs) dediğiniz gibi bir yerde duruyor, doğrudur. Ben şahsen Varg’ın geçtiğimiz aylarda Twitter’da yaptığı açıklamaya katılıyorum.

      https://twitter.com/GandalftheWhi19/status/1178017272989995008

      1. Hasan diyor

        Varg’ın dediğine katılmıyorum, o şekilde bakılacak olursa Possessed de, Death de, Morbid Angel da death metal değil thrash yapıyordu ilk albümlerinde. Sadece her yeni imaja yeni bir tür demek çok mantıklı değil bence. Kaldı ki Euronymous o imajı da Sarcofago’dan kopyaladı zaten. Elitizm amaçlı değil bu arada maksat tartışma olsun.

        1. Mehmet Emrah Konya diyor

          Hmm… aslında haklısın. Gene maksak tartışma olsun dersek (iyi ki de diyoruz bu arada :)) sanırım iki tür arasında şöyle bir fark olabilir, çok emin değilim ama Death Metal bir deklerasyonla sahip değil gibi geliyor bana. Yani türün öncüleri biz xxx’e karşı duruş olarak bu müziği yapıyoruz demiyorlar. Orada doğal bir evrim söz konusu galiba (biraz da amerikan müzik endüstrisinin yönlendirmesi). Norveç black metaliyse müzikal özelliklerinden ziyade duruşu ve söylemiyle ayrışıyordu. Ne dersin?

          1. Hasan diyor

            Evet death metal daha çok thrash’ın gittikçe daha teknik ve ağır yapılmasıyla daha doğal oluştu, black da işin punk tarafına eğilerek. Lo-fi kayıt işi Mayhem tarafından cilalı parlak prodüksiyona tepki olarak bilinçli yapılmış olabildiğince çirkin olmak için (gerçi death metale karşı yapılmış olması biraz tuhaf bence çünkü zaten Deathcrush çıktığı zaman daha deatm metal tam oturmamıştı zaten) ama yanılmıyorsam Bathory de bir albümünü (hangisi olduğunu unuttum) temiz bir şekilde kaydedip sonra beğenmeyip tekrar lo-fi yapmıştı. Corpse paint, mezarlık/ölüm imajını da Sarcofago’dan aldılar. Yani bence black metal esas Bathory’nin ilk albümüyle başladı ve sadece İskandinavya da değil dünya çapında eşzamanlı yapılıyordu, first wave diye bir olay cidden vardı. Sadece sonrakilere kıyasla thrash/speed etkisi daha fazlaydı.