Officium Triste – The Death of Gaia

Officium Triste - The Death of Gaia incelemesi | Musiki Cemiyeti

Officium Triste – The Death of Gaia incelemesi | 2019’un kapanışına doğru silinmeye ramak kalmış bir nostaljiyi tekrardan canlandırmak için hamlesini yaptı Officium Triste. Doom/Death Metal’in güzide örneklerinden olan topluluk son albümü The Death of Gaia ile adeta bir geçmiş simülasyonu gibi hışımla içeri daldı ve bir yere gitmediğini, yalnızca biraz sessiz kaldığını gürültülü bir şekilde haykırmaya başladı.

1994 yılında kurulan Hollandalı grup dura kalka yoluna devam eden ve müziğinde pek de farklılaşma yoluna gitmemiş örneklerden biri. Geçtiğimiz sene içerisinde çıkan türün diğer temsilcileri içinde bu anlamıyla sabit bir noktada durduğunu söyleyebilirim. Belki bu yüzden ifadesi kolay bir müzik yaptığı algısı da oluşuyor. Ama hüznün de siyah gibi kendine bir has tonu vardır ve Officium Triste, The Death of Gaia’da kıyametin yaklaşımını en koyu tonundan, hatta bazen Funeral Doom Metal’e kaçan şarkı girişleri ile çok net bir şekilde ifade ediyor.

Umutsuzluk ve kabul etmişlik arasında kendine yol bulmuş ve belki de Hades ile anlaşma imzalamış bir albüm The Death of Gaia. Koyu ve daha koyu. Son albümleri Mors Viri’yi neredeyse 7 yıl önce çıkarmış topluluk zaten karanlık olan müziklerini bu sefer bir son hazırlığı içinde sürdürmüş görünüyorlar. Öyle ki albümün açılış şarkısı The End is Nigh hem sözleri hem de son melankolisini içten yaşatan müziğiyle duruma ters yönlü bir tutum izlemiyor. Geçtiğimiz sene iyi örnekleriyle varlığını tekrardan hatırlatan ve yerini sağlamlaştıran Doom/Death Metal’in insanı umulmadık anda yakalayan gitar soloları ve brutal ile clean arasında yer bulmuş vokallerini Officium Triste için de söylemek olası. Zaten dediğim gibi çok değişken bir müzik yapmıyorlar.

The End is Nigh

Tamam iyi hoş üzüldük ettik, buraya kadar. Şimdi daha çok üzüleceğiz. Albümü ilk dinlediğimde beni ele geçiren ve artık bundan kurtulmamın mümkün olmadığı World in Flames net bir şekilde albümün incisi. Başlangıçtaki melodisinden albümün zeminini oluşturduğu çok net. Bana tıpkı grubun The Pathway albümündeki hüznünü ve biçareliğini hatırlatıyor. Albümün neredeyse tümüne hakim olan keyboard ile ele alınan madde, gitarın tellerinde büyüyerek vokal Pim Blankenstein’ın sesiyle adeta kıymetli bir madene dönüşüyor.

World in Flames

Kariyerlerinin 25. yılında The Death of Gaia ile sağlam bir dönüş yaptığını düşündüğüm Officium Triste, belli kesime göre oldukça sıkıcı, zaman içerisinde unutulacak türden bir müzik yapıyor gibi görünse de ben bu görüşe katılmıyorum. Özellikle albümü dinlediğim ilk andan itibaren seneler içerisinde tekrardan açıp dinleyeceğimden emin olduğumda kaleme almayı tercih ettim. Ve şimdi fikrim oldukça net. Sene sonunda çıkmış olması böyle verimli bir senenin bahtsızlığı olsa da Officium Triste bu işi oldukça iyi yapıyor ve dünyanın giderek ellerimizle mahvolduğu gerçeğine Losing Ground ile güzel bir vurgu yaparak albümü gerçekçi ve kaçınılmaz bir son ile kapatıyor. Tek anlamadığım bu bitişin hangi yönde olduğu. Kendilerince mi yoksa kendi içlerinde bir son mu? O da dinleyicinin hayal gücüne kalsın.
Albüm Notu: 8.7/10

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.