Primal Fear – Apocalypse

1
75%
Beklentim Daha Fazlaydı
  • Design

Apocalypse

Son stüdyo albümü Rulebreaker’ı 2016 yılında çıkaran Alman power metal grubu Primal Fear, hız kesmeden yeni albümü Apocalypse’i geçtiğimiz hafta dinleyicilerine sundu. Kuruluşunun 20. yılında 12. stüdyo albümünü çıkaran grup, bu albümde de Hansen Studios’un sahibi, Danimarkalı prodüktör Jacob Hansen ile çalışmış. Frontiers Music etiketiyle çıkan albümde intro + 10 şarkı bulunuyor. Spotify’dan da erişilebilen deluxe versiyonuna ise, 3 bonus şarkı daha eklenmiş.

Grubu yeni duyanlar için genel bilgi vermem gerekirse (böyle söylüyorum çünkü özellikle ülkemizde oldukça az bilinen bir grup), Alman power metali deyince akla gelen ilk gruplardan biri diyebiliriz. Ralf Scheepers, Rob Halford ekolünden gelen ve yüksek oktavlara rahatlıkla çıkabilen, Gamma Ray’in eski vokalisti olarak Primal Fear’ın bu albümünde de vokalleri üstlenmiş. Senelerdir vokal performansında hiçbir gerileme olmadan oldukça iyi bir performans sergilemeye devam ettiğini yine bu albüm için de söyleyebiliriz. Gitarlarda 3 gitarist duyuyoruz. Dönem dönem 3 gitar ya da 2 gitar olarak karşımıza çıkan Primal Fear, 2016 yılında çıkardığı Rulebreaker albümü ile grubun ilk iki albümünde çalmış olan Tom Naumann’ın  gruba tekrar dönmesi ile birlikte,   Alexander Beyrodt, Magnus Karlsson ile tekrar 3 gitarist olarak yoluna devam ediyor. Bas gitarda ise, grubun kurucularından ve Sinner grubunun da bas-vokali olarak bildiğimiz Mat Sinner var. Davulcu konusunda yıllardır sıkça değişim yaşayan Primal Fear’a şu sıralar Francesco Jovino eşlik ediyor.

Primal Fear’ın bence en iyi albümleri Devil’s Ground ve Seven Seals. Bu iki albüm de metal dünyasına hediye edilmiş en güzel eserlerden ve bence henüz Primal Fear bu iki albümde yakaladığı şarkı yazım başarısını tekrar yakalamamış durumda. Bu albümlerden sonra yayınlananlar açıkçası içlerinden birkaç şarkıyı play-list’inize ekleyebileceğiniz albümlerden de öte olamadı. “Unbreakable” ile tekrar kendine gelme hamlesini yapabilen grup, şimdi de karşımıza yeni albümü Apocalypse ile çıkıyor.

Albümün açılışını, yine albümün adını taşıyan “Apocalypse” yapıyor. American McGee’s Alice (ya da Alice Maddness Returns) oyununu oynayanlar için söylüyorum; o oyunun efektlerine ve müziklerine benzer bir havaya sahip. Kalp atışı ile başlayıp, kaosa doğru ilerleyip, o kaosun içine düşen birini tasvir ediyorlar gibi. Yaratılmak istenen atmosfer çok güzel ama melodi çok da orijinal olmayan, orta halli melodik bir power metal melodisi. Albümün ilk şarkısı “New Rise”. Oldukça dinamik bir speed-power metal şarkısı ve Primal Fear’dan beklenecek şekilde davullardaki çift cross hiç duraksamadan ilerliyor. Albümdeki favori şarkılarımdan ilki “King of Madness”. Dinamik bir şarkı olmasına rağmen o yürek parçalayan ana riff melodisinden midir, yoksa sözlerinin mi oldukça yakın gelmesinden midir bilemedim ama tekrara alıp, üst üste dinleyebildiğim bir şarkı oldu Kolay ezberlenebilir ve ağza takılan bir nakaratı var.  “Blood Sweat & Fear” ve “The Ritual” klasik birer Primal Fear şarkıları diyebiliriz. Ralf Scheepers yine, bu albümde de oldukça iyi bir performans sergilemiş. Özellikle “Blood Sweat & Fear” şarkısındaki 8 saniyelik çığlık, bıraksalar dakikalarca sürecekmiş gibi bir güçte.

Albümden ilk çıkan single “Hounds of Justice” ise ikonik bir Primal Fear şarkısının ortasına New Wave of American Heavy Metal (NWOAHM) melodisi yerleştirilmiş gibi. O melodi olmasa şarkı 100 üzerinden 100’lük bir şarkı ama bu haliyle de fena değil diyebiliriz. Albümün en iyi şarkılarından biri olmaya hak kazanıyor. Albümün ballad’ı “Supernova”. Sıkmayan güzel bir ballad, ancak tek düzelikten öteye gidemediği için albümü dinlerken bu şarkıyı hep geçme ihtiyacı duydum.

Şarkıların sözlerine baktığımızda ise bir konsept albüm ile karşılaşıyoruz. Yeni dünya düzeni, bu düzendeki bir diktatör ve kaosa sürüklenen bir toplum ile savaş sonrasını anlatıyor.

Albümün olumsuz yerlerinden bahsetmek gerekirse, Primal Fear son albümlerinde güvenli olmak için midir, yoksa farklı kitlelere de hitap etmek istediğinden midir, daha basit formüllü riffler üzerinden ilerlemeyi uygun görüyor. Bu durum da, tüm kayıtların bir yerden sonra bir birini tekrar eden şarkılardan oluşan albümler silsilesine dönüşmesine yol açıyor. Vokallerde de daha az yırtıcı vokaller ve çığlıklar duyuyoruz ama bu kötü mü ? Hayır değil. Fakat, daha fazla çığlık vokal son dönem Primal Fear şarkılarına da kesinlikle yakışacaktır.

Eğer Primal Fear’ın geçirdiği değişimden hoşnutsanız, Apocalypse’yi de seveceksiniz. Ancak, özellikle Nuclear Blast ile çalıştığı dönemlerdeki albümleri daha çok seviyorsanız, bu albüm sizin için orta seviyelerde kalacaktır. İlk kez Primal Fear dinleyecekseniz, kesinlikle beğenerek dinleyeceğinize inanıyorum. Eski bir Primal Fear fanı olarak, yaşadığı değişikliği görmezden gelmeye çalışıyorum ve tüm albüm olmasa da birçok şarkıyı döndüre döndüre dinleyebiliyorum.

Arrived in Stockholm, off to Falun #primalfear #apocalypse #summertour2018 #metalcommando #sabatonopenair

Primal Fear (@primalfearofficial)’in paylaştığı bir gönderi ()


  1. Cihan Yesil diyor

    Rulebreaker’ın çok fazla gerisinde kalmış ve çok erken çıakrılmış bir album. Tek sebebi ise frontiers records’un ile yapılan kontrat. Magnus Karlsson’a anlamsız yuklenilmesi adamında yaratıcılığı zayıflatıyor. Starbreaker yeni albumune abanan Magnus bir yandanda Free Fall için çalışmakta buda PF kalitesini biraz geri çekti açıkcası. Ben 2019 son baharında bu albumu bekliyordum ve neredeyse 1.5 sene once cıkardılar. Evet painkiller style metale devam gaz mı gaz ama devamlılığı akılda kalıcığı beni cok fazla hüsrana uğrattı. Türkiyede bu gruba en cok deger veren kişi oldugumu dusunerek yazıyorum bu satırları. Umarım 2021 den ocne bir album yapmazlar. Album sunu gosteriyor bir yandan ralf scheepers sesinin yavas yavas degisime ugradıgı ve yasladıgı…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.