Ulver – Shadows Of The Sun

0
90%
Şaheser
  • Albüm Notu
Kritiği yapılması zor gruplardan bir tanesi de Ulver’dir. Son albümleri Shadows Of The Sun’ın dışında, şaheser niteliğinde albümler olan Nattens Madrigal ve Kvedssanger içinde durum aynıdır. Bu albümler sadece müzikal açıdan birer şaheser olmanın dışında, yayınlandıkları dönemlerdeki müzikal eğilimlerden farklılıkları ile kült niteliğindedirler. Bu yüzden de herşeyden önce kritiği yapılması zor iken, kritik yapmaktan ziyade üzerinde deneme makaleleri yazılmaya müsait albümlerdir. Eğer her hangi bir diktatör ya da site sakini benden önce bu albümlere ele almazsa gene onların hakkında makaleleri yazmayı çok isterim. Hatta çoğu zaman yazmayı düşünüyorum.
Ulver - Shadows of the Sun Albüm İncelemesi
Ulver – Shadows of the Sun Albüm Kapağı
Şimdi ise güneşin gölgesini gösteriyor tüm yönler. Belki de bu albümün makalesi (kritik kelimesini kullanmayı bırakıyorum) için yeterince sarhoş değilim, belki de cevabı sarhoş olmakta arayarak hata yapıyorum.
Genel kritik kalıplarımızda olan bir çok durakta durmaya Shadows Of The Sun için gerek yok. Albümün hangi stüdyoda, hangi prodüktör ile kaydedildiği hiç bir şey ifade etmiyor benim için. Tabii bazı konularda sizleri uyarmak gerek. Eminim bu makaleye göz gezdirenler Ulver denilince ne kadar geniş bir yelpazeden bahsettiğimizi bilirler. Bilmeyenler için kabaca bir betim gerekirse (işin büyüsünü bozmamak adına terimlere çok takılmadan) metal kökenli bir topluluğun, metal kökenlerinde yaptıkları müziğin hissiyatına sadık kalarak metal olmayan bir müzik yaptıklarını söylemek yeterli olacaktır. Bu noktadan sonra grubun albümlerini hiç dinlememiş olanlar grubun dünyasına girdikleri zaman çok şaşıracaklarından eminim.
İlk cümlelerimde de değinmeye çalıştığım gibi, Shadow Of The Sun hakkında bir makale, albümün analitik incelemesinden ziyade, albümün temasının bir dışa vurum şeklinde anlatılmasını gerektiren bir albüm. Yılların getirdiği mühendislik eğitimi yüzünden ben gene de şansımı yapılmaması gereken üzerinden deneyeceğim.
Eminim Ulver’in Shadows Of The Sun ile yaptığı müziğin bir türü vardır. Ne yazık ki o ismi ben bilmiyorum. Araştırmak yerine kör halimle, at gözlüklü bir metalci olarak duyduğum şeyi tarif etmeye çalışmak istiyorum.
Albümün çalgılarında gitar yok. Ayrıca biz metal dinleyicileri için zorlayıcı bir gerçek olarak, albüm kesinlikle ritim üzerine kurulu değil. Ne kadar geniş yelpazelerde müzik dinlersek dinleyelim, eğer dinlediğimiz müziğin rock-metal üzerinden sınıflandırıyorsak muhakkak bir ritim arıyoruzdur dinlediğimiz müzikte. Hatta bu muhakkak davul olmak zorunda da değil. Asıl olan ritimdir. Shadows Of The Sun’da ise ritim alt yapı olarak kullanılmamış. Daha çok yer yer varlıklarına şahit olduğumuz, saksafon, yaylı çalgılar ve piyano gibi kullanılmış. Solo olarak var olduklarını söylemek de pek mümkün değil. Zira albümde hiç bir çalgı çok sesli yapı içerisinde, kalabalık olarak ilerlemediği gibi müziğe hakim oldukları anlarda kabul gördüğümüz solo melodikliğine sahip değiller.
Tüm bu öğeler ile albüm dinlenmesi oldukça kolay olmasına karşın anlaşılması oldukça zor olmuş. Biraz iddialı olabilir ama dinlenilmesi Kveldssanger kadar kolay ama anlaşılması Nattens Madrigal kadar zor desek? Çok doğru bir tanım değil ama mühendislik eğitiminin getirdiği hata payı kavramını düşünürsek kurulabilecek bir hipotez.
Albümün sözde teknik kısmını geride bıraktığımda cümleler ile aramın düzeleceğini düşünüyordum. Yanılmışım. Şimdi başladığım yere geri döndüm. Ya hala yeterince sarhoş değilim ya da cevabı yanış yerde aramaya devam ediyorum. Shadows Of The Sun, herşeyden önce durağan ve gösterişten uzak, mütevazi bir müziğe sahip. Bu da albümü dinlemek ve içine girmek için özel bir caba gerektirmesini sağlıyor. Albümün hissini kolaya kaçmak için melankoli, keder ve hüzün üzerinden betimleyebiliriz. Fakat dinlediğiniz zaman fark ettiğiniz gibi Shadows Of The Sun bu hislerin doruk noktalarını değil, bu hislerin yavaş yavaş biriktiği ve birikimi fark dahi edemediğimiz hayalet sıkıntısı olan anları temsil ediyor.
Müzik elbette nasıl okumayı tercih ederseniz öyle bir dünya yaratıyor sizin kafanızda, ya da kalbinizde. Benim Shadows Of The Sun’un içinde bulduğum en doğru nokta ile sizin en doğru noktanız arasında elbette bir fark olacaktır ve bunu yadırgamak büyük bir yanılgı olur. Kabaca kederli hislerin sessiz ve derinden birikimi, bu birikimin farkında olamamak ama sıkıntı ile yapay bir mücadele içinde olmak bu Shadows Of The Sun’ın içine girmeyi zorlaştıran etkenlerden bir tanesi olacaktır. Kendi adıma yalnızlığı olgunlukla karşılayamadığımı fark edip, olgun olmaya çalışmak yerine var olan durumumu kabul etmeye çalışır hale gelince Shadow Of The Sun’un içine girmeyi başardım. Tabii size böyle bir şey önermem mümkün değil.
Shadows Of The Sun hakkında daha fazla yazacak bir şeyim (eğer kendi -bayık- iç dünyam ile sizleri sıkmak istemiyorsam) kalmadı. Fakat üzerine yazmak gerektiğini düşündüğüm bir konu daha var. Müziğin ne zaman eğlence sektöründen çıktığını, ne zaman sanat olduğunu sormak gerek. Gün içerisinde yazılan The Vision Bleak kritiğini de düşünürsek bu konuyu tartışmak çok daha anlamlı gözüküyor. Şurası çok açık ki Ulver’i her allahın günü çıkan yüzlerce albüm ve grup ile aynı kefeye koymak büyük bir hata olur. Aradaki fark ise nerede başlıyor derseniz bu çok daha büyük bir tartışma konusu olur. Kendi düşünce rengimi belli etmek adına kendini ifade etme isteğinin, kendini ifade etmek istediğin tarza sığmadığı anda sanat başlıyor diyebilirim.
Shadows Of The Sun’ı kimlere öneririm? Belirli bir kitleye önermesi oldukça zor bir albüm. Spesifik bir ruh haline hitap ettiğini de düşünmüyorum. Kabaca deneysel müzikten zevk alanlar albüme kulak kabartmalılar. Eğer sabredip içine girmeyi başarabilirlerse, ya da albümün doruk noktasını bulmayı başarabilirlerse çok şey kazanacaklarından eminim.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.