Swallow The Sun – When a Shadow is Forced into The Light incelemesi | Metal Evolution – Extreme Metal belgeselinde Enslaved üyeleri ekstrem müziği hislerin ifade edilişindeki çıplaklıkla tanımlıyorlardı. Bana göreyse ekstrem müzik sadece hisleri en çıplak şekilde ifade etmeye çalışmıyor, aynı zamanda konusu olan hisleri en uç noktalarda hissettirmeyi de hedefliyor. Biz müzikseverlerse bu şekilde uyarıla uyarıla bu uç hislerin bağımlısı haline geliyoruz. İlk seferdeki etkinin tekrar etmesi için dozu arttırmamız gerekiyor.
Death Doom metalin önemli gruplarından birisi olan Swallow The Sun 2003 yılından beri altı tane albüm çıkardı. Ocak ayında yayınlanan When a Shadow Is Forced into the Light iste topluluğun yedinci albümü. Fin topluluğu tanıyanlar zaten durumdan haberdardır, grubun gitaristi ve bestecisi Juha Raivio’un eşi, müzisyen Aleah Stanbridge 2016 yılında hayatını kaybetmişti. When a Shadow Is Forced into the Light böyle bir trajediden sonra gelen bir albümdü.
Bir önceki albüm olan Songs from the North’un devasa gölgesini görmezden gelerek, When a Shadow Is Forced into the Light’tan beklediğim yegane şey damarımıza enjekte edeceği “bir doz daha arttırılmış” müzikal uyarıcıydı. Bu albümün Overdose olması gerekiyordu, ihtiyacımız olan şey asıl buydu, ya da sadece o yoksun hissiyle ihtiyacımızın bu olduğunu düşünüyordum.
When a Shadow is Forced into The Light benim albüme yaklaşımımdan çok daha soğuk kanlı, bilge bir albüm. Ben onun tüylerimi diken diken etmesini beklerken, o bana kaybetmeyi kabullenmekten bahsetti. Ben gözlerimi doldurmasını, yumruklarımı sıkmamı sağlamasını istiyorken o bana hissettiğin her şey çok normal dedi. Üstelik bunları söylerken üstten bakan, elleri temiz, tuzu kuru bir çok bilmişlik taslamadı. Acıyı görmezden gelmedi, acının yarattığı öfkeyi de kabul etti, bir birimizi anlamak için ihtiyaç duyduğumuz bağrış çağırış ve göz yaşına yer açtı.
Albüm kendini “türün gerektirdiği gibi” ağır, vurucu lead gitar melodileri üzerine inşaa etmiyor. Onun yerine iç içe girmiş kompozisyonlarla daha minimalist fakat daha renkli bir müzikal ifade biçimi kovalıyor. Albümü açan ilk iki ve kapatan son iki şarkı bir üst paragrafta bahsettiğimiz bilgece kabullenişe hizmet eden şarkılar. Uzunlar, çeşitliler, yer yer sert olsalarda asla ama asla kollarınızda bir delik açma, sizi histerik bir ruh haline sokma niyetinde değiller. Yavaş yavaş kabul etmeye başlamayı tarif ediyorlar ve başka türlü bir avuntu, huzur halini temsil ediyorlar.
Firelights, Upon the Water, Stone Wings ve Clouds on Your Side. İşte bir birimizi anlamak için dökmemiz gereken göz yaşları. Evet When a Shadow is Forced into The Light sizi overdose etmeyecek, doğrudur. Fakat bu sizi hiç sarsmayacağı anlamına gelmiyor. Sentenced davulcusu Vesa Ranta’nın klibini yönettiği Firelights albümün en büyük hiti. Death Doom geleceğinden gelen bir topluluk için oldukça hafif bir şarkı olmasına rağmen özellikle vokal performansı ve akılda kalıcı nakaratıyla her dinlediğimde tüylerimi diken diken etmeyi başarıyor. Devamında gelen Upon the Water ise acı ile öfkenin birleşip bir hesap sormaya, hesaplaşmaya dönüştüğü an. Narakatı paylaşan clean ve scream vokallerin oluşturduğu dinamik zorunlu ders olmalı, tüm okullarda okutulmalı.
When a Shadow is Forced into The Light’tan beklentiniz müzikal bağımlılığınızın bir sonraki seviyeye çıkartmasıysa (ki böyle bir beklenti hiç de haksız bir beklenti sayılmaz), hayır Swallow The Sun bu albümde öyle bir yerde kesinlikle durmuyor ve albüm sizin için bir hayal kırıklığı olabilir. Fakat eğer topluluğun sizin için hazırladığı, daha minimalist, daha saykodelik, melankolik olabildiği kadar huzurlu da olabilen bu deneyime kendinizi açabilirseniz bu albümle mutlu olacağınıza ve kendinizi ifade edebileceğinize inancım tam.


Bir yanıt yazın