Amorphis – Silent Waters

0 31

Beyaz kuğu, sessiz sular ve küflenen hisler
Yazın kabus sıcağından, evime dolan ve herşeyi çürüten rutubetten ya da sadece şevk yoksunluğundan, yazmak bu aralar çok zor. Sadece yazmak değil, dinlemek ya da daha doğrusu dinlerken hissetmekte çok zor. Hisler ile dinleyici arasına bir mesafe girdiği zaman, müzik dinlemek bir spora dönüşüyor. Hatta yazın boğan sıcağında sıkılarak yaptığımızı fark ettiğimiz ve neden yaptığımızı anlamadığımız kötü bir alışkanlık gibi, vazgeçmene gerek yok ama çoktan zevkten daha çok azap kaynağına dönüşmüş.
Uzun uzun Amorphis’ten ve yeni albümlerine dair beslediğimiz yüksek umutlardan bahsetmeye gerek duymuyorum, sitemizi takip edenler için bu oldukça tanıdık bir hikaye olacaktır.
Silent Waters Fin topluluğun sekizinci uzun soluklu albümü. Kayıtlar Sonic Pump Studios’da daha önceden Eclipse için çalışılan ekiple yapılmış. Albümün mühendisliği ise hepimiz için tanıdık bir isim olan Finnvox’da Bay Karmila tarafından yapılmış. Albüme büyütecimiz ile yaklaşmadan önce biraz sesten bahsetmek gerekirse şaşırtıcı bir şey yok diyebiliriz. Amorphis yeni vokalisti ile birlikte çok kısa bir sürede oldukça karakteristik bir ses oluşturmayı başarmıştı. Yaklaşık bir yıl gibi bir sürede çıkan Silent Waters’da çok radikal bir ses değişimi beklemek yersiz olurdu. Zaten böyle bir değişim de görmüyorum. Kabaca Eclipse’e nazaran daha sert tonlar seçilmiş diyebilirim. Şaşırtıcı bir şey yok ama kesinlikle çok şık.
Aslına bakarsanız, Amorphis gibi büyük bir grup iki yıl içerisinde iki albüm çıkarınca insan ister istemez biraz tedirgin oluyor. 2006 Kasım ayında grubun beyni Esa’nın resmi Amorphis sitesinde yaptığı bir açıklamaya göre, Amorphis bay Joutsen’in gruba katılması ile birlikte yitirdiği heyecanı geri kazanmış. Hatta Esa çok iddialı bir şekilde kaybolan yıllarımızı kazandığımızı hissediyoruz demiş.
Hak vermemek elde değil.
Daha önceden söylediğimiz gibi Amorphis Eclipse ile oldukça muazzam bir şeyler yaptı. Bir geri dönüş havası vardı, fakat bu Moonspell’in Memorial’da yaptığı gibi bir şey değildi, hatta bilakis Eclipse’de hiç bir şey yapmacık ve ticari durmuyordu (bana kalırsa House Of Sleep bile). Böyle bir albüm yaptıktan sonra, bu albümün şevki ile çok kısa bir sürede iyi bir şeyler çıkması gayet makul gözüküyor. Ben Esa’nın açıklamasında samimi olduğunu görüyorum ve gerçekten kaybettikleri yılları kazandıklarını düşünüyorum.
Silent Waters Weaving The Incantation ile başlıyor. Oldukça güçlü ve Moonspell vari bir girişi olan şarkı, albümün ne kadar sert (açılıştaki böğürtü vokal) ve zarif (akustik tonlarda atılan ikinci ritim ve ritime eşlik eden bayan geri vokaller) olabileceği gösteren bir şarkı. Albüm öncesinde dinlediğimiz Silent Waters single’dan sonra böyle vurucu bir açılış şarkısı geleceğinden neredeyse emindim. Albümün en iyilerinden (şarkı son iki dakikasına girerken başlayan akustik pasaj, üstüne gelen solo ve son vokal performansındaki scream geri vokaller şarkının dikkat edilmesi gereken yerleri).
Albüm hakkında söylenmesi gereken genel şeylerden bir tanesi Amorphis’in belki T. F. T. L. albümünde bile rastladığımız groove havadan büyük oranda arınmış olması (aynı arınma Eclipse içinde geçerliydi). Eskiden Amorphis’in kendine has epik havası bu groove elementler ile birlikte müziğe yön verirdi. Şimdi ise groove elementlerin yaptığı işi gothic metalin yaptığını düşünüyorum (zaman zaman soloların eski groove havayı taşıdığını da yadsımamam gerek). Albümün ikinci şarkısı A Servent’a gelirsek, Weaving The Incantation ile devam eden sert zarafetin devam ettiğini söyleyebiliriz. Brutal Amorphis’i özleyen bu albümde aradıklarını bulacaklar.
Sertlikle zarafet yollarını ayırınca geriye Silent Waters kalıyor. Albüme adını veren ve aynı zamanda ilk single olan şarkı, daha önce de bahsettiğimiz gibi, sıradan kalıplar üzerinden giden, oldukça tanıdık bir trafiği olan ve bu özellikleri ile albümün genelini temsil etmeyen bir parça. Fakat grubun oldukça yüksek estetik anlayışı ile Silent Waters kesinlikle çok anlamlı, dokunaklı ve dinlemeye değer bir şarkı. Hislerin bile rutubetten çürümeye başladığı evimde, bana umut verecek kadar dokunaklı.
Towards And Against. Elektronik örneklemeler ile durgun başlayan parça yavaş yavaş yükselerek kendini brutal vokallerin ellerine bırakıyor. Brutal vokallerin bitişi ile şarkı doruk noktası olan rife ulaşıyor. Amorphis’i diğer gruplardan ayıran en önemli nokta bu olsa gerek, ayrıntılar ile zenginleşen duru müzik.
Piyano ile başlıyor I of Crimson Blood. Hemen elektro gitarların girmesini ve şarkının sertleşmesini bekliyoruz doğal olarak. Şarkı bu klişeye kurban gitmiyor, akustik gitarlar ve bas ile piyanoyu dinlemeye devam ediyoruz. En sonunda gitarlar ile şarkı dinamiğini kazanıyor. Kesinlikle albümün en güçlü şarkılarından bir tanesi. Vokal pasajları arasında giren piyano partisyonları kesinlikle çok zarif ve nakaratlardaki vokal performansı tüylerimi diken diken edecek kadar dokunaklı.
Albümün aşk şarkısı Her Alone… Çoktan kişiselleştirdim bile… Tanıdık kalıplar üzerinden giden, ayrıntıları ile zengin parçalardan bir tanesi.
Muhtemelen bir power metal grubunun şarkı listesinde yakalasaydım Enigma gibi bir parçayı dinlemek için pek de zahmet etmezdim. Amorphis yapınca kötü düşünmek için hiç yormuyorum kendimi. Albümün epik ve akustik şarkısı Enigma şahsen benim favorim olmasa da dinlerken bitmesini beklediğim bir parça değil.
Shaman, Amorphis’i bu kadar özel yapan şeyi sorgularken şans eseri çalan parçaydı. İlk iki dakikası boyunca temposunda ufak tefek değişiklikler yaparak ilerleyen şarkı, estetik değeri ile her hangi bir ekstraya ihtiyaç duymadan da güzel gözükebilecek bir şarkı. Son iki dakikaya girerken şahit olduğumuz pasaj ise benim sorgulamamın cevabı.
İsmi beyaz kuğu olan bir Amorphis şarkısını dinlemeye ihtiyaç duymadan sevebilirdim. Ön yargılımı yaklaşıyorum? Küf kokusunun odam ile birlikte herşeyimi çürüttüğü bu günlerde hiç bir şeye olduğundan daha pozitif bakamam sanırım. The White Swan albümün kapanışına bizleri hazırlayan oldukça dokunaklı ve özel bir parça. Nakarat melodisi ve öncesindeki brutal vokallere özellikle dikkat etmenizi öneririm.
Ve Silent Waters Black River ile bitiyor. Belki açılışındaki şiir olmasaydı daha güzel olurdu dediğim bir şarkı. Son zamanlarda albümlerini ağır şarkılarla bitirmeyi tercih eden topluluk bu geleneğine Black River ile de sadık kalmış. Özellikle ikinci yarısı (şarkının da ortasına tekabül ediyor) akılda kalan, başarılı bir kapanış parçası.
Çok geciken bir kritik oldu Silent Waters kritiği. Bu açıdan, bu değerli albüme haksızlık ettiğimizi düşünebiliriz. Ki albümü bu mevsimde ve herşeyi boğan nem ile dinleyerek bile yeterince haksızlık etmiş olabilirim. Eclipse’e nazaran Silent Waters ile aramda bir mesafe varsa o da tamamen buna bağlıdır. Yine de beni hissizleştiren onlarca şeye rağmen bir şeyleri canlandırmayı başarabiliyor olduğu için Silent Waters’ı çok seviyorum diyebilirim ama yine de bundan fazlasına ihtiyacım var…

Leave A Reply

Your email address will not be published.