At the Gates – The Nightmare of Being

At the Gates – The Nightmare of Being albüm incelemesi | Nihayet o gün geldi ve bu yılın en çok beklediğim albümlerinden birisi şu an ellerimde yazılmayı bekliyor. Albümü çıktığı günden itibaren yaklaşık 20 kere baştan sona dinledim ve The Nightmare of Being’i açıkta bir yeri kalmayıncaya kadar özümsemeye çalıştım. Bu özümseme olayı zamana yayıldığında çok daha verimli olabiliyor ama hakkında bir şeyler söyleyeceğim grup At the Gates olunca gönül ferman dinlemiyor.

Ne yalan söyleyeyim albümü ilk dinlediğimde At the Gates’in en zayıf çalışması olabileceğini düşünmüştüm fakat böylesine bir grup için erkenden bu şekilde bir düşünceye kapılmak yanıltıcı olabilirdi ve oldu da. Albüm çaldıkça taşlar yavaş yavaş yerine oturdu, aradaki boşluklar tamamen kaybolmaya başladı ve The Nightmare of Being kendisini gerçek bir At the Gates albümü olarak göstermeye başladı.

Yayınlanan ilk single Tompa’nın kırçıllı ve yaşlı sesi haricinde her şeyiyle kulağa güzel geliyordu, özellikle To Drink from the Night Itself albümünde kullanılan kanalizasyon prodüksiyonunu tamamen terk etmiş olmaları çok sevindiriciydi ama açıkçası yüzde yüz umutlu olduğumu da söyleyemezdim. The Paradox’un ve The Fall into Time’ın da gün yüzüne çıkmasıyla The Nightmare of Being aşağı yukarı kendisinin neye benzediğini gösterdi ve Tompa’nın albümün çıkışından önce söylediği “Yine death metal olacak fakat bu sefer daha farklı şeyler deneyeceğiz” sözünü doğruladı. Ben Tompa’nın bu sözlerini ilk duyduğum da bir miktar heyecan ile beraber “Eyvah!” demiştim ama kariyerinde 30 yılı devirmiş olan At the Gates’in ikinci bir Slaughter of the Soul ya da To Drink from the Night Itself yapmak istememesi, bunun yerine yeni şeyler denemek istemesi de gayet doğaldı, o yüzden bütün endişelerimi bir kenara itip albümü beklemeye koyuldum.

The Nightmare of Being her açıdan farkını ortaya koyan, özellikle 2000’li yıllarda değişik şeyler deneyerek repertuarını genişleten akranlarının aksine o dönemleri tamamıyla boş geçen At the Gates’in başka bir yola saptığının, tıpkı yine akranları gibi müziklerinde daha önce duymaya pek alışık olmadığımız ögelerin kullanıldığı deneysel bir albüm. Bu deneyselliği bir başarı hikayesine dönüştüren asıl şey ise farklı farklı enstrümanların grubun karakteriyle özdeşleşecek şekilde kullanılması.

At the Gates bu bakımdan Dark Tranquillity’nin ve In Flames’in yıllar önce yaptığının bir benzerini yapıyor ve her şeye rağmen kimliğinin maksimum düzeyde koruyabiliyor. Üflemeli çalgılardan tutun piyano kullanımına kadar her şey ama her şey bildiğimiz At the Gates’i yoldan çıkarmak, onu başka bir şeye dönüştürmek yerine grubun sound’unu zenginleştirip, dinleme zevkini başka bir boyuta çıkarıyor.

Şunu da söylemem gerekir ki At the Gates bu albümle birlikte eski canhıraşlığından ve vurdu geçtiliğinden bir miktar ödün vermiş. Bu benim için aslında olumsuz bir şey değil, Slaughter of the Soul veya At War with Reality acımazlığında bir şeyle karşılaşmamak belki dinleyiciyi biraz üzebilir ama bunların yerine At the Gates’in kim olduğunu ve 30 yıl sonra yani şu an günümüzde nasıl bir müzik yapabileceğini bizlere kanıtlayan bu durumları ben hayra yormayı tercih ediyorum.

At the Gates’den beklenmeyecek şekilde akustik bir intro ile başlayan albüm daha ilk şarkıdan dinleyicisini sürprizlere hazır olması gerektiği konusunda uyarırken bizim bildiğimiz At the Gates olmaktan da geri kalmayan birtakım güzellikleri de barındırmaktan geri kalmıyor; mesela albümdeki favori şarkılarımdan olan ve ilk dinlediğim anda özlemini duyduğum At the Gates sound’undan izler içeren Cult of Salvation bence At the Gates’in yaptığı en iyi şeylerden biri. Sürprizler demişken albümde jazz, progresif metal ve post metale göz kırpan birçok ayrıntı bulunuyor; Gardens of Cyrus’un ortalarında devreye giren harika ötesi saksafon solosu ve onun hemen öncesinde post metale selam çakan gitar solosu albümün önemli anlarından sadece birkaçı.

Özet olarak The Nightmare of Being albümü Garden of Cyrus, Touched by the White Hands of Death,The Fall into Time ve Cosmic Pessimism parçaları At the Gates’in kendi özüne sadık kalarak ne kadar yaratıcı olabileceğinin birer kanıtları. Ben şahsım adına grubun bu yolda icra ettiği müzikten ziyadesiyle hoşlandım. Eğer bundan sonra albüm çıkarırlarsa ve o da The Nightmare of Being ayarında gelirse hiç itiraz etmem. Sonuçta dinleyecek olduğumuz şeyin yaratıcısı yine At the Gates olacak, yani grubun geleceği grubun kendi ellerinde gayet güvende.

At The Gates - The Nightmare of Being | Musiki Cemiyeti
At The Gates – The Nightmare of Being | Musiki Cemiyeti
87%
Çok iyi

Melodeath'e kozmik ve nihilist yaklaşımlar.

  • Albüm Notu

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept