Dimmu Borgir – Eonian

0
60%
Meh

Dimmu'dan çok daha kötü şeyler dinlemiştik...

  • Albüm Notu

Sevin sevmeyin, bir dönem black metalinin yönelimlerine şekil vermiş, sonra da tabiri caizse “Büyük Grup” olup Kuzey Amerika’yı fethetmiş bir topluluktur Dimmu Borgir. Dolayısıyla sekiz yıllık bir aradan sonra çıkan yeni albümü Eonian metal dünyası için küçük bir havadis sayılmaz. Elbette global metal müzik basınının ve sosyal medyada dinleyicilerin Eonian’a olan ilgisinin içtenliği tartışmaya açık bir konu. Ne de olsa tvre cvlt’ün tohumlarının ekildiği Norveç’ten çıkan bir “eski” bir black metal grubundan bahsediyoruz, ama şimdilik konumuz bu değil…

Bugün yayınlanan (4 Mayıs 2018) Eonian’ı mercek altına almadan önce isterseniz grubun geçmişine ve benim gözümdeki yerine hızlıca bir bakış atalım. Enthrone Darkness Triumphant ve Spiritual Black Dimensions albümleriyle tanıdığım Dimmu Borgir için gönül rahatlığıyla ergenliğime damgasını vuran gruplardan bir tanesidir diyebilirim (Non Serviam’ın verdiği kanlı Dimmu Borgir posterini hatırlayanlar? :)). Belki bir gün başka bir yazıda tüm Dimmu albümleri hakkında ufak tefek bir şeyler yazarız, zira kendimi hem For all tid hem de Stormblast (eski/orjinal hali) için bir iki kelam etmek isterken yakalıyorum, ama bu paragrafta asıl vermek istediğim mesaje dönersek: Dimmu Borgir ile aramın bozulması Death Cult Armageddon albümü ile başlamış, In Sorte Diaboli ile mezarın son çivisi çakılmıştır. Abrahadabra ise toprağın üstüne dökülen betondu adeta.

Yaşadığım kopuşun en temel sebebi ise kısaca şuydu: Dimmu artık gitar odaklı bir müzik yapmıyordu. Kabul ne Silenoz ne Shagrath ne de gruba giren çıkan hiç bir gitarist virtüöz niteliğinde değildi ama Dimmu Borgir gitarı sadece arkada “distorşın” versin diye kullanan bir grup da değildi. Rifleri vardı, severdik o rifleri. Duygusal solomsular olurdu. Duygulanırdık vs. Bilmiyorum nasıl oldu, bir nokta da Shagrath Hanz Zimmer’dan fazla etkilendi galiba, Puritanical döneminde hafif senfonik dokunuşlar grubun dünyasına girdi. Sonra da bu dokunuşlar arttıkça arttı ve bir dönem çok sevdiğim Dimmu Borgir o doknuşuların arasında gittikçe küçüldü, küçüldü ve kayboldu.

İşin kötü tarafı benim sevdiğim Dimmu ortadan kaybolurken topluluk ekonomik olarak başarıdan başarılara koşuyordu. Dolayısıyla o eski Dimmu’nun geri dönmesi ihtimali de giderek azalıyordu. Bu yüzden Eonian’dan hiçbir beklentim yoktu. Bir sürü senfonik “bullshit” üstüne, saçma salak “new age crap” şarkı sözleri, hiçbir numarası olmayan orta-yüksek tempo davullar ve arkadan gelen bir distorşın’dan başka birşey çıkacağını sanmıyordum.

İlk single ve video klip şarkısı olan Interdimensional Summit haklı olduğumu kısmen ispatlar nitelikteydi. Gerçekten çok ortalama bir şarkıydı Interdimensional Summit. Ayrıca bir black metal grubu için fazla “dinleyici dostu” bir şarkıydı. Shagrath’ın vokalleri haricinde ekstrem diyebileceğimiz hiç bir unsuru yoktu. Daha dinamik, daha senfonik bir Rammstein/Samael kırması gibi. Sadece bir kaç şey acaba dedirtti bana, senfonik nakaratın arkasındaki gitar rifi, ilk nakaratın ardından gelen lead gitar, ikinci nakaratın ardından gelen solomsu şey. Bu arada konuyu dağıtıyorum kusura bakmayın ama klipte Galder’in boynu tutulmuş hissine bir tek ben mi kapılıyorum?

İkinci single Council of Wolves and Snakes ise biraz daha umut vaat ediyordu. Zaten adamlardan black metal icra etmelerini beklemeyen bir dinleyici olarak tamamen senfonik düzenlemelerden oluşmayan bir single yayınlamaları benim için oldukça enteresandı. Ayrıca ilk vokaller başladığında -her ne kadar tempo yükselmiyorsa bile- black metal gitarları vardı arkada. Hatta şarkının ortasına doğru kısa süreliğine blast davul ritmi bile vardı. Dördüncü dakikada boyun ağrılarından muzdarip Galder küçük bir solomsu daha yapıyordu falan. Otantik samplerlara ise birşey diyemiyordum. Shagrath ve Silenoz’un ayahuasca seramonilerine katılıp kendilerini herşeye kadir sandıklarından neredeyse eminim ve bunun müziklerine bir şekilde (kötü bir şekilde) yansıması çok doğal. Dolayısıyla şarkı sözlerini kulaklarım izin verdikçe duymamazlıktan gelmeye çalıştım.

Bu ön düşünceler ile Eonian’ı dinlemeye başladım ve şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; bu albüm benim için kesinlikle ama kesinlikle Abrahadabra veya In Sorte Diabloi kadar kötü bir albüm değil. Bir kere albümde gitar rifleri var. Muhteşem değiller ama varlar. Hatta bazı yerlerde güzel leadler bile var. Sırtlarını tamamen senfonik düzenlemelere dayamamış olmalarını görmek benim için güzel bir şey. Sanırım artık kadrosunda temiz vokal yapacak birileri olmadığından, eskiden Simen’in (bazen çok güzel, bazen çok kötü yaptığı) temiz vokalli pasajlar korolar tarafından icra edilir hale gelmiş. Bu arada genel olarak tüm şarkılarda yoğun bir koro kullanımı olmuş (Interdimensional Summit’in nakaratı gibi vs). Ben şahsen bu tarz işlerden genel olarak keyif almıyorum ama düşündüğüm kadar sıkıldığımı söylemem (yani sıkıldım ama daha çok sıkılacağımı düşünüyordum :P).

Şarkılara genel olarak bakarsak The Unveiling ana rifiyle ve nakarat öncesindeki kullandığı eski günleri hatırlatan klavye/piyano partisyonuyla aklımda kalmayı başardı. Aetheric yarım dakikalık anlamsız introsundan sonra hiç de fena olmayan bir rifle formunu buluyor. Sonrasındaki groove rif içinde fena değil diyebilirim. Fakat nakaratındaki “kendini sevmek için önce karanlığını sevmelisin” beyanı ile midemin bulanmaya başladığını özellikle belirtmem gerek (All is eternal diyorlar :)). Gitar rifi konusunda gene eli bol şarkılardan bir tanesi The Empyrean Phoenix. Hatta ilk rifini beğendimi söyleyebilirim. Lightbringer Aetheric’in groove rifine doyamadık, şunu biraz daha çalalım derken ortaya çıkmış bir şarkı gibi gözükürken ikinci dakikanın ortalarında birden ortaya çıkan klavye melodisi beni Enthroned günlerine götürmeyi başardı. Gülümsedim, mutlu oldum devam ettiği 30 saniye boyunca. I Am Sovereign sonlara doğru karakteristikleşmeye başlayan bir şarkı. Dördüncü dakikanın sonuna doğru başlayan pasajdaki senfonik düzenlemeyi sevdim. Archaic Correspondence’da klavye kullanımıyla bana Death Clut Armageddon dönemini hatırlatan bir şarkı oldu, ilginç bulup içine girmeye çalışırken koronun “Life is a trial” dediğini duydum gene midem bir hoş oldu. Ortasındaki endüstriyel sampler bölümü ise Tiamat bunu 24 yıl önce The Ar ile yapmıştı dedirtti. Alpha Aeon Omega sanırım albümün balad’ı olarak kabul edebileceğimiz şarkısı. Güzel bir rifi ve o rifi bombok etmeden genişletmeyi başaran güzel bir senfonik düzenlemesi var. Albümdeki en çok sevdiğim şarkı Alpha Aeon Omega oldu. Kendisinden soğumamak için sözlerini çok dinlememeye çalıştım, ama arada reality vs gibi kelimeleri fark edip dikkatimi dağıtmaya çalıştım. Albümün kapanışı Rite of Passage Puritanical albümünde Perfection Or Vanity ne ise Eonian için o. Galiba Perfection’ı daha çok tercih ederim ama Rite of Passage’dan da nefret etmedim.

Eonian önemli bir albüm. Şu anda ana akım metal piyasasında Dimmu Borgir’dan daha geniş kitlelere ulaşabilen herhangi bir black metal grubu yok (Dimmu’yu black metal’den sayıp saymamak başka bir tartışma konusu olsun). Yabancı basının yere göğe sığdıramayacağına inandığım Eonian için şimdiden diyebilirim ki o kadar da matah bir albüm değil. En azından abartılacağı kadar değil. Fakat topluluğun son 15 yıl içinde yaptığı en ayakları yere basan, en karakteristik albüm de Eonian. Çok sevmedim, ne kadar dinleyeceğimden emin değilim, 2018’in black metal albümü bu olmayacak, ama kesinlikle Abrahadbra ve In Sorte Diaboli kadar da kötü bir albüm de değil.

Dimmu Borgir - Eonian Albüm İncelemesi | Albüm Kapağı | Musiki Cemiyeti
Dimmu Borgir – Eonian Albüm İncelemesi | Albüm Kapağı | Musiki Cemiyeti

Leave A Reply

Your email address will not be published.