Dream Theater – Metropolis Pt. 2: Scenes From A Memory

Dream Theater – Metropolis Pt. 2: Scenes From A Memory albüm incelemesi. | Merhaba, progresif metal tarihinde birçok grup adını tarihe altın harflerle yazdırdı ama hiçbiri Dream Theater’in birazdan inceleyeceğim Metropolis Pt. 2: Scenes from a Memory albümü gibisini yapamadı. Belirli bir hikayenin baz alınarak yapıldığı albümlerin arasında benim için en iyisi ve en özeli olan bu albüm tamamıyla grubun fanlarının tabiri caizse zorlamasıyla ortaya çıkmış. Albümün yapılması ile ilgili en geçerli görüş grupta uzun yıllar davulculuk görevini icra etmiş olan Mike Portnoy tarafından şu şekilde tarif edilmekte: ”Images & Words albümümüzde yer alan Metropolis Pt. 1: The Miracle and the Sleeper o kadar çok beğenilmişti ki insanlar bunun ikincisi nerede diye bize baskı kurmaya başlamışlardı. Biz de bazı yönleriyle Images & Words albümüne bağlı olan bu albümü yaptık”. Söz konusu şarkı eğer o kadar da çok beğenilmeseydi belki de şu an bu satırları yazmıyor olacaktım.

Dream Theater – Metropolis Pt. 2: Scenes From A Memory

Dream Theater – Metropolis Pt. 2: Scenes From A Memory

Progresif metal alanında tanrı katına çıkarılan çıtasının 23 yıldır aşılamadığını düşündüğüm albüm gerek sözleri gerekse enstrüman konusundaki ince işçiliği neticesinde sunduğu bütünlüğün sırrı, içeriğindeki konsept fikrin arkasında gizli. Albüm bütün olarak tek bir konunun üzerinde duruyor ve içerdiği şarkıların tamamı odak noktası olarak alınan konunun anlatılması amacına hizmet ediyor. Toplamda 9 farklı sahneye ev sahipliği yapan 12 şarkıyı tek bir şarkı gibi düşünebiliriz. Albümün tamamını dinleyen neredeyse herkesin albümün başrolündeki Nicholas isimli talihsiz arkadaşı babası ve anası kadar tanıdığını varsayarsak kendisinin başına neler geldiğini anlatmaya uzun uzun gerek yok. Zira aradan geçen 23 yıl boyunca kendisi ve hikayesi hakkında her şey tüm detayıyla ortaya döküldü (Bilmeyenler için kritiğin sonunda anlatacağım).

Gruptaki bütün elemanların birer yıldız gibi parladığı, John Petrucci’nin en katıksız ve en güzel gitar işlerinden birini yaptığı, Derek Sherinian’nın ayrılığı sonrasında klavye başına geçen Jordan Rudess’in eşsiz yeteneğini sergilediği Scenes from a Memory, dinlemeye başlar başlamaz insanı sanki bir filmin içine hapseden atmosferiyle ve üstün enstrüman becerilerinin konuşturulduğu her bir saniyesiyle metal müziğin vitrininde resmen baş köşeyi temsil ediyor. Dream Theater’in bu albüm sonrasında gerileme dönemine girdiğini, günümüzde ise yavaş yavaş çöküşe doğru ilerlediğini de işin içine katarsak bu albümün hem progresif metalde hem de grubun kendi kariyerlerinde diğer gruplar tarafından aşılması gereken bir çizgi olarak bellendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Şarkıları dinlerken kaçırılmaması gereken bir çok detay var: Organik olarak birbirine bağlanan ve bu manada tek bir şarkı gibi görünen şarkıların tamamı birbirlerinden sözel olsun müzikal olsun bir kaç alıntı yapıyor. Dinleyiciyi şaşırtıyor, cevaplanmamış bir sorular başka bir şarkıda cevaplanabiliyor, sık sık geriye dönüşler yapılıyor ve en önemlisi bir şarkının çok bariz bir bölümü yine diğer bir başka parçanın içerisinde bulunabiliyor. Baştan sona sanki bir film gibi ilerleyen albüm herhangi bir saniyesinde dinleyeni dumura uğratarak kafasını karıştırabiliyor. Tek başına dinlendiğinde manası yarım kalan bir bölüm dakikalar sonra bir başka şarkıda kendine yeni anlamlar bulabiliyor. Verdiğim örneklerden hareketle albümün sadece konulu bir progresif metal albümü olmadığı aşikar. Tam manasıyla başyapıt yakıştırmasını yaptığım ‘Scenes from a Memory’ tıpkı albüm kapağında görüldüğü gibi bir karmaşanın ve bir takım hayal meyal hatırlanan hatıraların adeta bir andacı, sayfaları rastgele koparılmış bir günlüğü.

Dream Theater’i oluşturan, tescilli müzikal dehaları ile ağızları açık bırakan müzisyenlerin tamamı ‘Scenes from a Memory’ ile zirveyi görmüş ve daha sonrasında giriştikleri hiç bir işte bu kadar azimli ve hevesli olmamıştı. Bu bağlamda yarattıkları eserin muhteşemliği tartışmaya tamamen kapalı. Biri olmadan diğerinin yarım kaldığı, hepsinin birer mücevher gibi ışıldadığı şarkıların arasından hangisini ya da hangilerini en çok beğendiğimi belirletecek olursam ”Home” ve ” Fatal Tragedy” derim. ”Home”un mistik ve doğu ezgili havasına müthiş bir giriş yapan introsunun arkasından bomba gibi patlayarak gelen rifler olsun, ”Fatal Tragedy’nin ürkütücü piyanoları ve akıl almaz solosu olsun hepsinin hizmet ettikleri amaca ulaşmalarına ve hikayeden sorumlu oldukları kısımları anlatış şekillerindeki kusursuzluklarına daha da diyecek bir şey bulamıyorum. 

KONSEPT HİKAYEYİ OKUMAK İSTEYENLERİ ALALIM 

Nicholas kendi halinde 20li yaşların sonunda bir adamdır ve son zamanlarda sürekli gördüğü kabuslardan ve özellikle kabuslarına dadanan tanımadığı bir kadından şikayetçidir. Bunun üzerine terapiste giden genç adam birkaç seans hipnoz seansının arkasından rüyalarına giren genç kadının 1920li yıllarda yaşamış olan gerçek birisi olduğunu öğrenir. Bunun arkasındaki gerçeği öğrenmek üzere seansları artıran Nicholas ‘Fatal Tragedy’ şarkısında bir seans sırasında bir evde kendini bulur ve oradaki bir adam gerçeği yakında öğreneceğini söyler. İyice meraklanan baş kahramanımız daha da derinlere gider ve kadının öldüğünü öğrenir. O zaman ki gazetelerde bir adamın ve bir kadının yanyana ölü bulunduğu ve intihar şüphesi olabileceği yazar ama Nicholas ve terapist arayışa devam eder. Daha sonraları Victoria ismindeki bu genç kadının bir adamla sevgili olduğu ve adamın kumarbaz bir alkolik olduğu anlaşılır. Adamdan ayrılan genç kadın gider eski sevgilisinin kardeşine abayı yakar ama bunun sonunu getireceğini bilemez. Bir gece Victoria ve yeni sevgilisi olan adam buluşurlar ve eve gider. Adamın ayakları geri geri gitmektedir ama Victoria’nın da güzelliğine karşı koyamamaktadır. Kardeşine ihanet ettiğini düşünmesine rağmen Victoria ile birlikte olur. Daha sonra Victoria bir kaşarlık daha yapar ve adamdan ayrılarak eski sevgilisine tekrar döner. Bunu kendine yediremeyen adam gider hem Victoria’yı hem de daha önce ayrılıp tekrar birlikte olduğu adamı tabanca ile vurur. İkisi de öldükten sonra birer not yazar ve intihar süsü vermek için kurbanların cebine iliştirir. Senatör olan katil bir takım yetkilerini kullanarak olayın bir intihar girişimi olduğununa dikkat çekmek için gazetelere bu şekilde çıkmasını sağlar.

Spoiler içeren bölüm

Aradan yıllar geçer ve kadın Nicholas olarak bir erkek bedeninde reenkarne olur. Nicholas’ın gördüğü rüyaların hepsi aslında birer anıdır fakat kendisi bunu çok daha sonra öğrenir ama bilmediği bir şey vardır: Bütün seansların ve cevaplandığını sandığı bütün soruların arkasından eve rahat bir şekilde döner, televizyonu açar, bir bardak viski ile koltuğuna oturur. Kendisini takip eden terapisti farketmemiştir bile. Terapist gizlice açık kapıdan içeriye girer ve ”Open your eyes Nicholas” diyerek kahramanımızı vurur ve allahına tekrar kavuşturur. Kendisinin eskiden yaşayan kaşar bir kız olduğunu anlamasına rağmen kendisini eski hayatında Victoria iken vuran adamın terapist olduğunu tahmin bile edemez.

Dream Theater - Metropolis Pt. 2: Scenes From A Memory | Musiki Cemiyeti
wDream Theater – Metropolis Pt. 2: Scenes From A Memory | Musiki Cemiyeti
100%
Entrika Dolu
  • Albüm Notu

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept