Empyrium – A Wintersunset…

Empyrium - A Wintersunset... Albüm incelemesi | Musiki Cemiyeti
70%
Klasik

Romantik bir tanrını ilk göz yaşları

  • Albüm Notu

A Wintersunset | pastoral bir melankoli serüveninin ilk adımı. Bir dönemin Folklorik Doom metal grubu, günümüzde neofolk’un etnik temsilcisi Empyrium Eylül ayında Türkiyeli (ve İranlı) hayranlarının bir kez daha karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 7-8 Eylül’de Zorlu PSM’de gerçekleşecek konser öncesinde topluluğun tüm albümlerinin incelemesini yapmak gibi bir niyetimiz var. Bayram tatilinden de güç olarak yaptığımız bu planın ilk durağı ise elbette A Wintersunset…

1994 yılında kurulan, …der wie ein Blitz vom Himmel fiel… adlı ilk demosunu 1995 yılında çıkartan Alman topluluğun ilk albümü A Wintersunset 1996 yılında çıkıyor. Topluluğu Where at Night the Wood Grouse Plays ve sonrası ile tanıyan bir dinleyici iseniz A Wintersunset’i şaşırtıcı bulacağınızı düşünüyorum. Bir kere karşı karşıya olduğumuz müzik için gönül rahatlığıyla Doom metal diyebiliriz (ama folk ön ekiyle).

Hadi hızlıca o dönemin Doom metal anlayışını mercek altına alalım. O günlerde Paradise Lost gibi grupların öncülüğünde gerçekleştiğine inandığım bir Doom evrimi söz konusuydu. Doom hala düşük tempo, karanlık bir müzik türüydü. Fakat death ve black metal türlerinin daha sert, daha uç yönlerinden beslenmeye başlamıştı. Brutal ve scream vokaller temiz/ağlak vokallerden sahne çalmaya başlamış, gitar tonları (birazda ö dönemin kötü prodüksiyon koşulları yüzünden) daha kirli hale gelmişti. Tüm bunların yanı sıra death ve black metal türlerinde gruplar yer yer parçalarında daha düşük tempolara, daha melankolik tınılara yer vermesi yeni yeni ilham imkanlarının doğmasına sebep olmuştu.

Empyrium işe böyle bir müzikal atmosfer içinde hayat bulmuştu. Ulf Theodor Schwadorf (ya da Markus Stock, bilemiyorum) sıkı bir Burzum, Darkthrone hayranıydı. Bu toplulukların salt karanlığının altında daha narin, daha romantik bir yönü vardır ve Markus bunu görebiliyordu. Eminim röportajlarında bu konuya dair bir çok açıklaması olmuştur, okumadım bilmiyorum fakat A Wintersunset’in arkasındaki ilhamın en az Goethe kadar bu iki topluluğa dair bahsettiğimiz gizli melankolinin olduğunu düşünüyorum.

Albüme gelirsek… A Wintersunset yazımızın başında da söylediğimiz gibi sadece Empyrium’un müzikal yolculuğunun ilk adımı olduğu için bile çok çok özel ya da tercihinize göre önemli bir albüm. Bugün Empyrium’un karakteristik özelliklerini listelediğimiz zaman başlarda sayabileceğimiz Markus’un bas tonlarındaki vokalleri (hadi fısıltı vokalleri de ekleyelim), akustik/klasik arpejleri ve bugüne kadar devam eden folklorik temanın ilk örneklerine burada şahit oluyoruz. Amatörce olduğunu kabul etmek gerek, hatta Markus’un bu dönemdeki vokal performansının yer yer komik olduğunu bile düşünüyorum (hayır durun daha fazla vurmayın).

Evet klasik mertebesinde bir albümden bahsediyoruz ama baştan sona bir A Wintersunset güzellemesi de yapmayacağız (tamam vurmaya kaldığınız yerden devam edin, yazının sonunda gönlünüzü almaya çalışacağım :)). Vokal performansı albümün komik yanlarından bir tanesi ama elbette kabul edilebilir. Gitar tonlarına da o dönemin prodüksiyon şartlarını düşünerek affedebiliyoruz (ki o tonlarında ayrıca seveni var). Fakat klavye tonlarına diyecek bir şey bulmakta çok zorlanıyorum. Şarkıları taşıyan melodilerin arkasında bir boşluğu doldurmak istercesine kullanılan klavyeler özellikle Ümit Besen klavyeleri nedir bilen dinleyiciler için bir süre sonra işkenceye dönebiliyor (bu cümlenin sonunda Tiamat – Gaia’yı hatırlayanlar yoruma kalp atsın!). Ayrıca lead gitar yazımında topluluğun o dönem için bile en iyi ihtimalle “klişe” bir iş yaptığı aşikar.

Fakat! 22 yıl önce çıkan bir albümden bahsettiğimizi de asla unutmamak gerek. Ben şahsen A Wintersunset’in akım yaratan bir albüm olduğuna inanmıyorum. Fakat daha sonraki albümleriyle akım(lar) yaratmayı başaracak bir topluluğun kendi kimliğini yaratma adına attığı ilk adım olduğunu da unutmamak gerek. Sadece bu bile A Wintersunset’i önemli bir albüm kılmaya yeterken, bugünkü Empyrium kimliğinden ilk izlerin bırakılışına şahit olmak da ayrıca özel bir durum. Kendi adıma albümü ilk dinlediğim yıllarda yaşadığım duygu durumunu artık yaşamıyorum (o eski halimden eser yok şimdi). Fakat bu albümün hala kalbi kırık, topluma küsmüş ve fellik fellik başka bir dünyanın izini hayal dünyasında (ve kendi duygularında) arayan genç black metal hayranına yön gösterebileceğini düşünüyorum. Onu oraya götürecek albüm ise Songs of Moors and Misty Fields olacaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.