In Flames – I, the Mask

In Flames I the Mask | Musiki Cemiyeti

In Flames “I, the Mask” adlı onüçüncü albümünü 2019’un Mart ayında çıkarmıştı. Biraz geç olsa da Emrah‘ın tavsiyesiyle kritiğini yapmaya gönüllü oldum. In Flames birçoğumuz gibi benim de 90’lar ve 2000’lerin başlarında sabah, öğle, akşam üç öğün dinlediğim gruplardan biriydi. In Flames’in müzikal değişimini sanırım hemen hemen her eski dinleyici hazmetmekte zorlanmıştır. Çoğu insan sevdiklerini kaybetmeleri gibi bir acı ve hüzünle dolmuştu. Ben açıkçası bu konuda biraz haksızlık yapıldığını düşünenlerdendim. Değişimin gelişim olarak algılanması kanaatindeydim. İster metalcore ister alternatif numetal olarak adlandırın, yapılan iş hakkıyla yapıldığı sürece bence sıkıntı yok. Kaldı ki “Come Clarity” bence çok iyi bir albümdür. Belki de son iyi albümleridir. Bakalım “I, the Mask” nerede duruyor.

In Flames – I, the Mask

Üç beş şarkı dışında albümü epey başarısız bulduğumu üzülerek belirtmek durumundayım. Hiçbir orijinalliği bulunmayan tamamen klişe ve bilindik formül üzerine kurulu bir sürü şarkıyı dinlemek benim için azaba dönüştü. Giriş, verse, nakarat, verse, nakarat, solo, nakarat, outro şeklinde devam eden formül hemen hemen her şarkıda var. Metal dinleyicileri zeki insanlardır. Bu kadar klişe bir formülün artık gına getirdiğini grupların anlaması gerekir diye düşünüyorum.

Albümün prodüksiyonuna gelirsek fazla sterilize ve fazla “over produced” diyebileceğim şekilde üretilmiş. Her enstrümanın kaydı prodüksiyon fazlalığından nasibini almış. Vokaller o kadar kusursuz ve makine destekli auto tuned ki bir kişinin böyle bir şekilde şarkı söylemesi imkansız. Canlı performanslarda nasıl söyleceksin bu şarkıları Anders abi? Kesinlikle duygusuz değil ki zaten kendisi bu konuda çok iyidir ama screamlerin bile auto tune olması bence hiç ama hiç olmamış. Gitarlar ise son yıllardaki “loudness war” denen fenomene yenilmiş ve dinleyicinin kulağına nefes aldıracak bir aralık bırakmamış. Sound o kadar compress edilmiş ki, gitar sesi mi matkap sesi mi ayırt etmek zorlaşıyor. Yeni davulcularının ise oldukça vasat olduğunu söylemem lazım. Kayıtlarda o da kaybolmuş ama hiç bir orijinallik göremedim kendisinden. Binlerce kez dinlediğimiz ataklar ve ritmler. Ayrıca trampetin sesi asla doğalda öyle gelmez. Trampet titreşimlerini bile sıkıştırmışlar. Garip bir sese dönüşmüş. Şarkıları dinlerken baterilere konsantre olduğumda kulağım tırmalandı cidden.

In Flames – I Am Above

Peki albümde hiç mi iyi birşey yok? İlk dört şarkıyı kısmen beğendiğimi söyleyebilirim. Hatta albümün başlarında acaba In Flames geri mi dönüyor diye düşünmedim değil. Sound fiyaskosunu geride bırakırsak rifler bu dört şarkıda cuk diye oturmuş. Çok iyi ve catchy rifler bulmuşlar. Çığlık vokallerle beraber çok iyi bir atmosfer yakalamayı başarmış bu dört şarkı, fazla dijital olsalar da. Yeni In Flames böyle olacak ise süper. Ne yazık ki, bundan önceki birkaç albümdeki gibi, kalan şarkılar çok kötü. Belli ki bu albümde grup, önceki vasat albümlerden sıyrılmaya çalışmış ama benzinleri çabuk bitmiş. Eleman değişiklikleri de işe yaramamış. Albümü Birleşik Amerika’da üreterek de büyük bir hata yapmışlar. Maskeleri düşmüş, kel görünmüş.

In Flames – Voices

Bence albümü dinlemezseniz hiçbir şey kaçırmazsınız, dinlerseniz de hiçbir şey kazanmazsınız. Üzülerek belirtmeliyim ki, In Flames’in yeteneklerinin sonuna geldiğini düşünüyorum. Tabii ki gruptan bir “Whoracle” veya “The Jester Race” beklemek hata olur. Bunun farkındayım ama kendileri artık benim için mazide kalan gruplardan bir tanesi. Oh well…

40%
Kötü

Geçiniz...

  • Albüm Notu

Yorum bırakın!

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept