Lindemann – F & M

Lindemann – F & M Albüm İncelemesi | Musiki Cemiyeti

F & M Albüm İncelemesi | Alman çılgın vokal Till Lindemann (Rammstein) ve İsveçli dahi müzisyen/prodüktör Peter Tägtren (Pain, Hypocrisy ve Bloodbath) 2019 kasımında çıkardıkları ikinci albümleri F & M (Frau und Mann) ile karşımızdalar. Öncelikle 2014 yılında bu ikilinin beraber bir albüm çıkaracaklarını duyduğumda kafayı yemiştim. Çünkü Till Lindemann gibi favori 5 vokalistime rahatlıkla girebilecek bir ismin, Peter Tägtren gibi bulunduğu her albüme neredeyse bayıldığım ve endüstriyel metal icra etmede uzman bir insan ile beraber bir albüm yapmaları benim için sadece hayalden ibaretti.

2015 yılında çıkan Skills in Pills her ne kadar eğlenceli bir albüm olsa da üzerinde çok uğraşılmamış olduğu belliydi. Albüm bitirim ikilinin eğlence amaçlı yaptığı bir iş olmaktan ileri gidemiyordu. Kesinlikle kötü bir albüm değildi ama bu ikiliden beklediğimiz kadar iyi bir iş değildi. Peter Tägtren verdiği röportajlarda Till’in ona telefonu ile aldığı ses kayıtlarını attığını ve kendisinin tek başına stüdyoda albümü tamamladığını belirtiyor… Yani anlayacağınız ikilimiz bu işe ciddi bir şekilde başlamamış. Ama işler değişti arkadaşlar. Till Lindemann karşımızda 2005’ten beri, yani Rosenrot’tan beri yaptığı en iyi albümü ile karşımızda.

Evet, bu albüm Liebe ist für alle da ve son çıkan Rammstein albümünden en azından benim için daha başarılı. Rammstein hayranı arkadaşlarımız lütfen sinirlenmesin, bende sizden biriyim. Böyle düşünmemin nedeni Till ve Peter’in bu albümde hiçbir kalıba bağlı kalmadan, özgürce ve çılgınca istedikleri şekilde müzik yapmış olmaları… Hadi o zaman bakalım bu iki manyak, benim onca yol katetmemi sağlayıp Kiev’de kendilerini canlı dinlememi sağlayan albüm ile nasıl şaşırtıyorlar bizi?

Şaşırt bizi F & M…

Bu albümü belli bir müzik tarzı içinde değerlendirmek imkansıza yakın bir şey benim için. Çünkü albüm her tarzdan bolca esintiler içeriyor. Hatta bazen sadece esintiler ile kalmıyor direkt bu ikiliden beklediğimiz müzikten alakasız tüm şarkıya hakim olan değişik tarzlarla karşılaşabiliyoruz bazı şarkılarda. Bu durum çoğunlukla elimizdeki albüme eşsiz bir hava katsa da sebep olduğu olumsuz şeylerin de olduğunu söyleyebilirim ama bunlardan yazımın ilerleyen kısımlarda bahsedeceğim. Ama albümü genel olarak tiyatral bir neue deutsche härte  olarak değerlendirebiliriz bence…

Lindemann ilk albümünde Rammstein’a benzetilmemek ve kıyaslanmamak için İngilizce bir albüm yapmaya karar vermişti. Böyle bir benzetilmeden kaçmak için dilin önemli olmadığını fark etmiş olacaklar ki incelediğimiz albümdeki tüm şarkılar Almanca sözlerden oluşuyor ve bana göre gerçekten bu konuda çok doğru bir karar vermişler. Çünkü Till Lindemann her zaman olduğu gibi Almanca vokalleri ile yıkmış ortalığı.

Albüm açılışını Steh Auf ile yapıyor. Steh Auf ilk dinleyişte klasik bir Rammstein şarkısı gibi gözükse de Peter Tägtren’ın enstrümanlara yaptığı küçük ama etkili imza dokunuşları ile farkını hissettiriyor. Müthiş eğlenceli ve kıpır kıpır bir şarkıdır kendileri ve aynı zamanda kendisi kadar eğlenceli bir video klipe sahiptir. Video klip konusundan bahsetmişken Rammstein hayranları grubun video kliplere ne kadar önem verdiğini bilir. Bu durum Lindemann için de geçerli. F & M için çektikleri (neredeyse) her video klip üzerine çok uğraştıkları ve düşündükleri belli.

Albümün ikinci şarkısı olan Ich weiss es nicht  ise Steh Auf ile başladığımız yolculuğumuzu biraz daha karanlık ama hız değiştirmeden devam ettiriyor. Ich weiss es nicht bu ikiliden tam olarak beklediğimiz deneyimi bize sunuyor. Pain müziği ile Till Lindemann vokalinin en çok yakıştığı şarkılardan biri. Üçüncü şarkımız ise benim albümdeki favorim Allesfresser. Yaklaşık 15 yıldır endüstriyel müzik hayranı biri olarak ve bu tarzda ne bulduysa tüketen bir insan olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bu şarkı yapılmış en iyi endüstriyel metal eserlerinden biridir. İleride en iyi 10 endüstriyel metal şarkısı diye bir liste yaparsam bu şarkıyı yukarılarda göreceğinize eminim. Her şeyi ile kusursuz bir başyapıt. İçinde yaşadığımız ve bizim de dahil olduğumuz toplumun her şeyi gereksizce tükettiğini anlatan şarkı sözleri ile hiç göstermese de mükemmel bir sistem eleştirisi yapmış Lindemann bu şarkıda.

Blut ise konuştuğumuz şarkılardan biraz daha farklı olarak 90’lar electrogoth havasını benimseyen bir şarkı. Albümün ilk 3 şarkıda büründüğü eğlenceli havayı bozup bizi içinde nefes almakta zorlanacağımız bir kan havuzuna fırlatıyor. Şarkıda arkadan duyulan gotik korolar ise bu kan havuzunu daha da derinleşmesine sebep oluyor. Albümün beşinci şarkısı olan Knebel akustik bir başlangıç yapıp şarkının ortasında bizi beklemediğimiz bir şekilde tanıdığımız ve sevdiğimiz müzikle kavuşmamızı sağlıyor. Bunu gerçekten o kadar beklenmedik bir şekilde yapıyor ki şarkıyı ilk dinlediğimde koltuktan fırlamıştım korkudan… Till’in cinsel fantezileri ile aşkı birleştirdiği şarkı sözleri ile yine albümün öne çıkan şarkılarından.

Albüme ismini veren şarkı olan Frau & Mann ise diğer şarkılara göre biraz daha hafif ve sevimli. Özellikle Till’den duymayı beklemediğimiz, başkası yapsa yerin gibine sokacağım “Ay,ay,ay” tarzında popumsu nakarat absürt bir şekilde şarkıya çok hoş bir hava katmış. Yazımın başında dediğim gibi Peter ve Till ikilisi normalde denemeyecekleri şeyleri bu albümde denemiş, çoğu yerde başarılı olmuşlar. Frau & Mann kesinlikle metal müzik içinde sınıflandıramayacağımız bir şarkı ama yine de çok başarılı bir şarkı. Normalde denemeye korkacakları ama çok başarılı oldukları bir diğer şarkı ise Ach so gern. Kendisi bir tango şarkısı. Evet tango… Sözlerinin garipliği ve bence birazcık cinsiyetçi olması dışında hiçbir olumsuz yanı olmayan bir şarkı. Till’in vokali ile istese neler yapabileceğinin kanıtı niteliğinde.

Gummi ise ikilinin latex fetişini anlattığı bir şarkı… İkiliden beklediğimiz gibi elektronik müzik ve metal müziğin kusursuz birleşimini bu şarkıda da görüyoruz. Akılda kalıcı nakaratı ile şarkı ona kendisine eşlik etmeye zorluyor ve aynı zamanda sizden arada kafa sallamanızı, dans etmenizi istiyor. Başladığımız dans Platz Eins ile biraz daha disko tarzına dönüyor. Platz Eins dinlerken kendinizi diskoda hissedeceğiniz bir şarkı… Evet ikilimiz değişik şeyler denemeye devam ediyorlar. Disko demem sizi korkutmasın şarkı hala neue deutsche härte sınırları içersinde. Başlangıçta garip olsa da kombinasyon bir şekilde işe yarıyor ve gerçekten özel bir deneyime dönüşüyor. Bu bölümde inceleyeceğimiz son şarkı olan Wer weiß das schon ise albümün slow şarkılarından… Kendisi albümün balladları diyebileceğim iki şarkıdan sonuncusu ve güzel olanı. Şarkı Endüstriyel müzik ile senfonik müziğin karışımının güzel olabileceğini gösteriyor.

Hoş olmayan tarafları ile F & M…

Yazımın başında bu albümün bir sürü müzik tarzına misafirlik yaptığını söylemiştim. Albümle ilgili söyleyebileceğim en büyük sorun ikilinin bazı şarkılarda hakim olmadığı tarzları ellerine yüzlerine bulaştırmaları. Mathematik bunun en büyük örneği. Kendisi tekno-rap diyebileceğim bir tarza sahip. Ve kesinlikle berbat bir şarkı. Yanlış anlamayın, tekno müziğe veya rap müziğe karşı bir tepkim yok ama bu kadar başarılı bir albümde bu iki tarzın füzyonunu kötü bir şekilde görmek beni üzdü. Şarkı o kadar kötü ki albümü en az 100 kez dinlememe rağmen kendisini hiçbir zaman tam olarak bitirememiştim ta ki bu incelemeyi yazmaya başlayana kadar. Teşekkürler cemiyet takipçileri…

Albümün en azından benim için zayıf halkası diyebileceğim bir diğer şarkı ise Schlaf ein. Kendisi bildiğim kadarıyla almanca bir ninniden esinlenilmiş. Bu esinlenme kendisini dinlerken bu kadar uykumun gelmesini açıklıyor…

Albüm hakkında söyleyebileceğim bir diğer olumsuz şey ise bazı şarkıların sözleri. Bu zamana kadar Till’in yazdığı rahatsız edici sözlerin hiçbirinden şikayet etmemiş biri olarak bu albümdeki sözlerin bazılarını birazcık ağır bulduğumu itiraf edebilirim. Özellikle Ach so Gern bana birazcık cinsiyetçi geldi. Rahatsız edici şarkı sözleri, toplumsal bir durumu, sosyal statüleri ya da benzeri şeyleri eleştirmek amaçlı yazıldıklarında gayet kuvvetli etki edebiliyorlar. Ama ne yazık ki bu şarkıdaki sözler sadece keyfi amaçlı yazılmış gibi geldi bana yada ben anlamadım bilemiyorum…

Son olarak F & M…

F & M’de Lindemann ve Tägtgren, bize tamamı dolu ve genellikle sıkıcı olmayan bir koleksiyon sunmak için müzikal kişiliklerinin birçok yönünü keşfetmişler. Karanlık, dumanlı kan havuzlardan sonra dans pistine çıkmanızı talep eden anları ile F & M, rahatsız edici hikayeler ve unutulmaz duygulardan, latex kıyafetlere kadar her şeyi bize sunabilen bir albüm. Her ne kadar mükemmelliği arada bozulsa da kesinlikle türünün kaliteli işlerinden. Ve kesinlikle imkanınız varsa bu ikiliyi canlı dinlemenizi öneririm, hayat değiştiren bir deneyim olacağından emin olabilirsiniz.

Lindemann – F & M Albüm İncelemesi | Musiki Cemiyeti
Lindemann – F & M Albüm İncelemesi | Musiki Cemiyeti
85%
Ay, Ay, Ay
  • Albüm Notu

Yorum bırakın!

2 Yorumlar
  1. Duygu diyor

    Lindemann’ın yeni albümünü çok beğenim. Ek olarak ‘Knebel’ şarkısı hakkında bir yorumum olacak:
    Knebel -gag- tıkaç demek ve ilk başta yazıda da yazdığı gibi cinsel fantezi ile ilgili bir şarkı gibi anlaşılsa da tüm sözlere bakınca aslında biraz kadın düşmanı bir şarkı. Kaldı ki Till Lindemann’ın azımsanamayacak sayıda şarkı sözünde bu kadın düşmanlığını görebiliyoruz. Aynı albümdeki ‘ach so gern’ parçası da öyle mesela. Knebel’e dönersek seni ağzında bir tıkaçla seviyorum diyor. Yani seni sadece cinsel fantezilerimde kullanmak istiyorum, sen konuşma, senin beynin yok alt metni var burada. Şarkının tümünde de kadına nefret var. Klibine bakınca kadın ilk başta erkeğin tutsağı gibi görünse de sonunda erkeği baştan çıkarıp tutsak edip kaçıyor. Bu da evlilik kurumu ile ilgili nefretin kadına yöneltilmesi. Till Lindemann’ın evlilikle ilgili bu yönde başka şarkı sözleri de mevcut. Klibin sansürsüz versiyonunda gördüğümüz Mensturasyon döneminde oral seks de erkeğin aslında bu nefretinden kaçmak için ana rahmine dönüş isteği metaforu gibi gözüküyor.

  2. Oğuzhan Güler diyor

    Duygu hanım çok güzel yorumlamışsınız şarkıyı sözlerini. Doğruyu söylemek gerekirse hiç bu açıdan bakmamıştım Knebel’e…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept

%d blogcu bunu beğendi: