Mayhem – Ordo Ad Chao

Çirkinliğin Estetiği

Mayhem - Ordo Ad Chao albüm kapağı

Mayhem – Ordo Ad Chao albüm incelemesi | 10 Ocak konseri öncesinde yolculuğumuz tüm hızıyla devam ediyor! Sıradaki durağımız Ordo Ad Chao’ya hoş geldiniz.

Hadi gelin hiç vakit kaybetmeden 2007 yılında çıkan albümün öne çıkan özelliklerine bir göz atalım. Bu albümün bana göre birinci özelliği topluluğun dördüncü “albümü” olabilmesi. Abzürd bir şey söylediğimin farkındayım. Merak etmeyin, mesela Esoteric Warfare’in önemli bir özelliği beşinci albüm oluşu değil. Fakat tüm diskografisi demo, ep ve/veya birbirinin neredeyse aynısı konser albümlerden oluşan bir topluluğun dördüncü albümünü bir şekilde çıkartmayı başarması (ve bu topluluğun 1986’dan beri müzik yapması) önemli bir hadise. Beşinci albüm o kadar da önemli değil 😛

Albümün ikinci özelliği Atilla’nın vokallere geri dönmesi (ki şahsen Maniac’ı tercih ederim). Üçüncüsü Rune Eriksen’le çıkan son albüm olması ki bana sorarsanız bu da üzücü bir durum..

Dördüncü ve belki de en önemli özelliğiyse topluluğun kendine bu albümle yepyeni bir dünyaya kapı açmış olması. Açıkcası besteleri ağırlıklı olarak kim yaptı bilemiyorum, fakat Atilla’nın geri dönüşüyle birlikte müzikte ciddi bir noise ve drone etkisi oluşmuş. Gitar tonlarındaki seçimler ve genel miksajdaki konumlandırılışı da genel sound’u çok daha karanlık bir hale sokmuş.

Bu da Mayhem’in kendi saykodelik dünyasına açılan bir kapı olmuş. Korkularla dolu saykodelik bir dünya. Bu ne demek? Hiç bonzai içtiniz mi? (Biz de içmedik, sağdan soldan duyduğumuzla yazıyoruz) Mayhem Ordo Ad Chao ile panik kaygı ve korkudan oluşan bir dünya yaratıyor ve sizi üzerinize çöken amansız bir depresyon gibi içine alıyor.

Ne yazık ki bu korku rituali Mayhem’in Chimera’yla kazandığı bazı şeylerin kurban edilmesini talep ediyor. Bu kurban ne yazık ki şarkılardaki akıcılık oluyor.

Ok, bugün artık çok netiz, Mayhem’in standart kalıplarda şarkı yapmak gibi bir derdi yok. Grand Declaration of War’u zaten eleştirmiyoruz (bilakis önünde saygıyla eğiliyoruz). Ordo Ad Chao’yu da tüm bu dur kalklarına rağmen inşa ettiği çirkin dünyasından ötürü taktir ediyoruz. Fakat bu “şarkı” dinlemek istediğimiz gerçeğini, kafa sallamaya duyduğumuz ihtiyacı ortadan kaldırmıyor. Drone/sludge/noise vs dinleyecek olsak aklımıza ilk Mayhem gelmez her halde değil mi?

Yine de Ordo Ad Chao için kötü bir albüm diyemiyorum. Hatta birçok açıdan kendisini Grand Declaration of War’a benzetiyorum. En az o albüm kadar cesur bir albüm. En az onun gibi şarkılardan oluşmak yerine genel bir deneyimi işaret eden ve dinleyicinin ne istediğinden ziyade kendi kendini gerçekleştirmeyi önemseyen bir albüm. Bu iki albümün ortak duruşu. Bu duruşla beraber şarkı yazımında da benzer bir yerde olduklarına inanıyorum. Tezatlıklara gelirsek…

Grand Declaration of War kristal parlaklığındayken, Ordo Ad Chao çamur gibi bir sese sahip. GDoW karanlığı soğuk ve mesafeliyken, Ordo Ad Chao bir mide bulantısı kadar samimi ve içten. GDoW sırtını gitar riflerine davullara ve Maniac’in kendine münazır performansına yaslarken, Ordo Ad Chao tonlar, efektler ve Atilla’nın kendine münazır performansından güç alıyor.

Ve tüm bunlar Ordo Ad Chao’yu GDoW’un ucube ikizi haline getiriyor. Peki bu ucube ikizi dinlemeye değer mi? Kesinlikle, tabii zor müziklerle aranız iyiyse. Zor derken teknik anlamda değil, atmosferiyle zor bir albüm Ordo Ad Chao. Peki Mayhem şaheserlerinden mi? Hayır çünkü ne GDoW ne de Chimera kadar özel ya da güzel. Evet çünkü GDoW ile aynı yolun yolcusu olup onun bu derece anti tezi olabilmesi muhteşem.

80%
Çok iyi

Grand Declaration of War kadar cesur fakat bir çok açıdan anti tezi gibi

  • Albüm Notu

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.