Moonspell – Wolfheart

0
90%
Klasik!

Kimilerine göre Moonspell'in hala daha iyisini yapamadığı çıkış albümü

  • Albüm Notu

Moonspell kritiği yapmak benim için zor iş. Ergenlik çağıma girerken tanıştığım grubu o günlerden beri dinlerim ve Memorial hariç bütün albümlerinin üzerimde bir etkisi, hüzünlü bir anısı vardır. Moonspell Wolfheart ise hikayenin başı oluyor bir çok anlamda. Hem benim için, hem de Moonspell için.

O günlere biraz geri dönmeye çalışıyorum… 1998 ya da 1999 du sanırım. Eskişehir de bahar yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı. Dershane çılgınlığı ile boğuşuyorduk hepimiz. Fakat benim başka sorunlarım da vardı. Anlaşılmıyordum, farklı şeyler istiyor ve farklı şeyleri arzuluyordum. Tipik bir liseli metal dinleyicisiydim. Defterlerimde şarkı sözleri yazardı. Hep siyah giyerdim ve saçlarım uzamaya çalışıyordu. Tabii bir de kendi aşk romanımı yaşayarak yazıyordum. Bir gün sabah dershaneyi asıp su boyunda gezerken (Eskişehir liler ne demek istediğimi anlar) sokakta çekme kaset satan abiye uğradım. Şimdi düşünüyorumda sabahın dokuzunda kimsenin olmadığı caddede çekme kaset satmak?Her halde herif sivil polis falandı. Zaten topu topu üç dört kaset vardı. Diğer kasetler nelerdi hatırlamıyorum ama bir tanesi renkli fotokopi kapağı ile Moonspell’di. Wolfheart işte böyle girmişti hayatıma.

Bugün bile gıpta ile dinlediğim bu albümün o günlerde karakterim üzerindeki etkisini tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Tam tamına üç ay boyunca walkmenden çıkmamıştı kaset. Sonra disc men alınca aldığım ilk cd’de Anathema Silent Enigma ile Wolfheart olmuştu ve bir ay boyunca Anathema dinlememiştim. Şu an düşünüyorum da hiç bir albümü dört ay boyunca aralıksız dinleyemem, Wolfheart’ı bile. Müziğin, hem sert hemde duygusal tınıların ve epik atmosferin yanı sıra beni baştan çıkaran bir diğer unsur ise şarkı sözleriydi. Kabul etmek lazım Moonspell her zaman standartların çok daha üstünde bir kalite de şarkı sözlerine sahip oldu.

 

Şimdi ise hayatımda dinlediğim en önemli albümün kritiğini yapma fırsatı yaratıyorum kendime. Bir saygı duruşu edasıyla, hem Moonspell’e hem de ergenlik çağıma…

 

Kayıtları için ne demem gerektiğini bilmiyorum bu albümün. Bu albüm dışında adını hiç duymadığım bir stüdyo olan Studio 2 de yapılmış kayıtlar ve prodüksyonu grup elemanları üstlenmiş. Aslında buna hiç şaşırmıyorum. O günlerde grup bas gitaris Ares ve vokalist Fernando’ya aitti ve albümdeki bas gitar sound’u Ares’in bu işteki parmağını hissettiriyor. Bir çok black metal albümüne göre gayet yüksek ve iyi bas tonları var. Gitar tonları ve davul tonları ise oldukça çiğ ama kesinlikle mekanik değil. Bu anlamda genel sesin biraz cılız olduğunu idda edebiliriz ama bu mekanik olmayan ses albüme daha romantik bir hava katmış ki son dönemde böyle bir atmosfer yakalamak oldukça zor (günümüzün davul tonları sağolsun).

 

Wolfshade (A werewolf Masquerade) ile başlıyor albüm. Genel de gruplar albümlerin açılış parçalarını tüm albüm hakkında ip uçları içeren şarkılardan seçerler. Moonspell ise b geleneği biraz daha ileri götürüp ilk üç albüm hakkında ipucu veren bir şarkı ile yapıyor Wolfheart’ın açılışını. Black metal piyasasının en vurucu ve en tanılan girişlerinden bir tanesi. Daha gitarın çıkardığı ilk sesten anlaşılır Wolfshade’in başladığı. Bir kurt kadın hikayesi anlatan şarkı melankolik fakat çoşkulu melodileri ile ve Fernando’nun vokal performansıyla kesinlikle bir baş yapıt.

 

Love Crimes bence albümdeki en ilginç şarkı. Nakarata kadar brutal vokaller bize eşlik ederken nakaratta Fernando o bas sesiyle bir şiir okurcasına söylüyor şarkıyı, arkadan da Birgit Zacher muhteşem sesi ile klavye görevi görüyor.

 

…of Dream and Drama (Midnight Ride) ise intihardan bahseden bir şarkı. Tam anlamıyla Gothic bir şarkı midnight ride, hem müzik hem de lyric içerik olarak. Type O Negative vari olduğu bile söylenebilir. Şarkının sonlarına doğru atılan piyano solosu ve ardından gelen gitar solo şarkıya groove bir hava katıyor, bira içerken dinlenmesi çok keyifli bir şarkı (mümkünse denize karşı ve gece).

 

Lua d’Inverno albümdeki tek enstrümental şarkı. Sanırım grubun kariyeri boyuncada yaptığı en içten parçalardan biri. Flüt ve akustik gitardan oluşan bu parça hiç de Memorial’daki geçiş parçalarına benzemiyor. Oldukça zarif ve güzel.

 

Trebaruna Wolfheart taki iki folklorik şarkıdan ilk. Portekizce şarkı sözlerinde bir çeşit Tanrıça dan bahsettiğini duymuştum ama doğruluğundan emin değil. Dinlerken kalkıp dans etme ihtiyacı uyandıran ve topu topu üç rifften oluşan bu parça özellikle bas gitarları ile akılda kalıyor. Feranando’nun tamamen temiz vokaller kullandığı parçada bilge ve hayat dolu bir tavır var. Sanki Midnight Ride’ın tam tersi gibi.

 

İşte bir efsane daha. Vampiria… Bundan yedi yıl önce metal dinleyipte bu şarkıyı sevmeyen bir insan yoktu çevremde. Gothic geleneğinden bir şarkıydı Vampiria. Klavye, bas gitar ve davul eşlik ediyordu Fernandonun rus aksanı ile okuduğu şiire. Birgit Zacher gene aaaaaaa’ları ile eşlik ediyor şarkıya. Sonra gitarlar, çift crosslar ve brutal vokaller ile şarkı çoşuyor. En sonunda da Birgit abla tüylerimizi diken diken eden bir çığlıkla şarkıyı sonlandırıyor.

 

Vampiria’nın ardından resmen bir Gothic Rock parçası olan pek gitar kullanılmayan An Erotic Alchemy başlıyor. Sözlerinde De Sade’den alıntı yapan şarkı bir çeşit aşk hikayesi anlatıyor denilebilir. Birgit Zacher’in üstün sesi kendini bu şarkıda da gösteriyor, şarkıyı doruğa o çıkartıyor.

 

Alma Mater… Tam Türkçesi Anne Ruh. Dünya üzerinde yapılan ilk okulun adı ayrıca da günümüz İngilizcesinde ilk mezun olduğun okuldan bahsederken kullanılan bir deyim (atatürk ilk öğretim okulu is my alma mater). Topu topu beş rif ki olayımız sadece ilk ikisi ile. Beş dakikalık şarkı boyunca sürekli ilk iki rifi dinliyoruz (nakart ve lead melodi) ve buna rağmen kimse aksini idda edemez, metal tarihinin en çoşkulu şarkısı. Belkide Alma Mater için şarkı yerine bir marş desek çok daha iyi olur.

 

Kapanış ise Ataegina. Folklerik bir parça. Aslında bu parça Wolfheart’ın ilk versiyonunda yok. Daha sonra tekrar Century Media tarafından çıkartılan versiyonunda var. Albüm genelinde sırıtmayan güzel bir parça ama nedense benim hiç ısınamadığım bir parça. Nede olsa ilk üç ay boyunca dinlediğim versiyonunda Ataegina yoktu.

 

Wolfhear çok farklı bir albümdür. Bir çok iyi grubun ilk albümleri değildir onları eşsiz kılan. Bir çok grup büyük patlamasını daha sonra ki albümleri ile yapmıştır. Metallica ve Megadeth bile… Fakat Moonspell ilk albümü ile eşsizliğini ispatlamıştır. Kariyerinin yedinci albümü Memorial ile yine gündem de olan grubun bir çok fanı için hala en iyi albümleri Wolfheart’tır. Dinlememiş olmanız mümkün değil fakat eğer dinlemediyseniz gothic/black metal adına gelmiş geçmiş en iyi albümlerden biri olan Wolfheart’a muhakkak dinleyin. Sonuçta bir çok anlamda tarihe geçmiş bir albüm Wolfheart.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.