Arşiv 2008—2026 · 3.681 yazı Musikisiz bir hayat fevkalâde fenadır
Musiki Cemiyeti
Menü
Panzerfaust | The Suns of Perdition - Chapter II: Render Unto Eden

Albüm incelemesi

Panzerfaust – The Suns of Perdition – Chapter II: Render Unto Eden

The Suns of Perdition - Chapter II: Render Unto Eden incelemesi|Kanadalı ağır kuvvet Panzerfaust, geçtiğimiz yıl yayınladıkları War, Horrid War’dan hemen sonra Suns of Perdition serisinin ikinci bölümü Render Unto Eden ile tekrar aramızda.…

Eran Bahçebaşı14/09/20203 dakikalık okuma
8,0Albüm Notu10 üzerinden editör puanı

Seçici kulaklar için göz ardı edilemez bir albüm.

The Suns of Perdition – Chapter II: Render Unto Eden incelemesi|Kanadalı ağır kuvvet Panzerfaust, geçtiğimiz yıl yayınladıkları War, Horrid War’dan hemen sonra Suns of Perdition serisinin ikinci bölümü Render Unto Eden ile tekrar aramızda. Serinin ilk ayağı tema olarak geçtiğimiz yüzyılda insanoğlunun bulaştığı habis meseleleri biraz felsefe biraz da okültizm sosuna bandırarak ele alıyordu. Render Unto Eden ise din ve manevi konuları irdeliyor daha ziyade. Nirengi noktası yine bir başına insan. Üstelik günahla erdem, acıyla inkar ikileminde kaçınılmaz sonun benzersiz tasviri de albümün dinleyicisine bir armağanı. 

Grubun müdavimlerine izaha gerek yok ancak kısaca özetlersem; Panzerfaust müzisyenliğinde virtüözlüklerine çoktan ulaşmış dört kişinin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Black metalin artık o klişe vokallerinden kendini net şekilde ayırıp belli edebilen Goliath, grubun gitaristi (ki aynı zamanda lokomotifi) ve şarkı yazarlığı konusundaki teknik becerisine hayran olduğum Kaizer, bas gitarın janrın ne kadar etkin bir parçası olduğunun ispatı Thomas Gervais ve topçu bataryasından fışkıran davullarıyla Alexander Kartashov… Her yönüyle emek harcanmış, teknik zaafiyeti reddeden, her ne kadar dinleyicisini yeterince avucunun içine almayı başaramasa da tadını uzun mühlet damaklara kazıyan albümün yaratıcıları… 

Bu noktada belirtmek isterim ki “dinleyicisini yeterince avucunun içine almayı başaramıyor” derken albümün ıska geçtiğini söylemiyorum kesinlikle. Bilakis, baş yapıt olmanın eşiğinden dönmüşler demek istiyorum. Atmosfer sadece sanatçının bir başına altından kalkabileceği bir mesele değil. Aldığı teknik destek de mühim. Albümün cilası başka bir stüdyoda atılsaydı ya da Promethean Fire’da mesela misafir kadın vokal Maria Arkhipova’nın performansının biraz daha altı çizilseydi? Sadece bir soru. Çünkü bazen ufacık detaylar büyük etkilere sebep olabiliyor. 

Bu bir ilk albümle ikinci albümü kıyaslaması olmadığı için derinlemesine bahsetmeyeyim ama ilk albüme nazaran bu albüm atmosfer meselesini epey ilerletmiş zaten. Söz gelimi albümü kapattıkları Pascal’s Wager parçasına yerleştirdikleri Richard Dawkins’in sesi umutla umutsuzluğun bıçak sırtı yakınlığına işaret etmesi bakımından gayet sıkı bir iş ve atmosfere katkısı muazzam. Öte yandan İngiliz şair John Milton’ın parlamentoya yazdığı sansürle ilgili mektuptan esinlenen parçaları Areopagitica ya da az önce bahsettiğim gibi Pascal’s Wager’ın yolunun onyedinci yüzyıl filozof ve matematikçi Blaise Pascal’ın argümanına çıkıyor olması gibi birçok keyifli materyale sahip albüm. Bütün bunların birleşiminden elde edilen yemeğin lezzeti de son derece keskin. Ancak grubun yine de daha yüksek bir prodüksiyonu hak ettiğini söylemezsem içim rahat etmez. Çünkü bunu sonuna kadar hak ediyorlar. 

Ezcümle; dinleyicisinden biraz zaman, biraz da okuma talep eden Render Unto Eden benim bu sene boyunca evire çevire dinleyeceğim albümlerden biri olacak. Bir yandan da serinin üçüncü ve dördüncü bölümlerini sabırsızlıkla bekleyeceğim. Zira ilk ikide koydukları çıtaya bakınca insan ister istemez heyecanlanıyor.

Panzerfaust | The Suns of Perdition - Chapter II: Render Unto Eden
Panzerfaust | The Suns of Perdition – Chapter II: Render Unto Eden
İnceleme arşivi →