Long Distance Calling - The Flood Inside Albüm İncelemesi | Musiki Cemiyeti

Long Distance Calling – The Flood Inside

The Flood Inside. Alman post metal grubu Long Distance Calling için kurabilecek sadece bir cümlem olsa onun ne kadar özel bir topluluk olduğundan bahsetmeye çalışırdım. Enstrümental olup “post” ön ekine sahip olan her topluluk gibi oldukça melankolik ve duygusal bir müzik icra eden topluluk, bu dokunaklı ruh halini metalin belki güçlü belki sert ama ne olursa olsun dik duran estetik anlayışıyla kusursuza yakın bir ahenkle birleştiriyor ve buna kuruldukları 2006 yılından beri “sıkıcılaşma” tuzağına düşmeden devam ediyor.

Bugünkü yazımızın konusu olan, topluluğun 2013 yılında çıkardığı ve kariyerinin dördüncü LP’si olan The Flood Inside’ın ayrıca özel bir durumu var. Boundless kritiğinde biraz bahsetmiştim, topluluk bu albümle birlikte vokal kullanımına başlayıp Boundless’a kadar da bu kararının arkasında durmuştu (yani toplamda iki albüm). Her ne kadar diğer albümlerinde konuk vokalistlere yer vermiş olsa da bu topluluk için oldukça radikal bir karadı. Bu makaleyi The Flood Inside ile başlayan ve Boundless ile biten dönemin dinamiklerini mercek altına tutup, TRIPS ile iyice radikalleşen değişimin (ve akabinde Boundless ile yapılan köklere dönüşün) sebeplerini bulmaya yönelik iyi niyetli bir deneme olarak da düşünebilirsiniz

The Flood Inside her ne kadar bünyesinde bir vokalistle icra edilmiş bir albüm olasa da içinde bulunan sekiz parçanın dördünün enstrümental olduğu bilgisini hemen verelim. İşin enstrümental kısmına baktığımız zaman topluluğun alametifarikası olduğuna inandığım riflerin ağır kanlı tekrarlarıyla yavaş yavaş formunu bulan pasajlar ve sonrasında anlam bütünü bozmayan “bir sonraki” melodilere geçişler bütün zerafet ve ihtişamıyla devam ediyor. Dinamik ritimler, yabancılaşmadan değişen melodiler, yerinde yükselen yerinde düşen tonlar. Açılış paragrafında değindiğim sıkıcılaşma tuzağından tekrar bahsetmek isterim, zira post ön ekli gruplar benzer melodiler arasında gezerken ister istemez bu durumun kurbanı olabiliyorlar. Long Distance Calling ise kesinlikle o gruplardan değil ve bunu da kendi karakteristiği içinde oldukça çeşitli ve renkli müzikal melodilerle/riflerle sağlıyor.

Albümün vokalli kısmına gelirsek. Herşeyden önce bu albümde vokalistlik görevini üstlenen Martin ‘Marsen’ Fischer (bu albümden sonra gruptan ayrıldı) performansının bazı şarkılarda tüyleri diken diken edebilecek kadar iyi olmasıyla beraber vokal yazımındaki başarısı da çok güzelle mükemmel arasında gidiyor. Mesela The Man Within’in nakarat ve bridge harici performansı. O kadar güzel bir melodiyle, o kadar güzel söylüyor ki her dinleyişimde duruyorsam duruşum, yürüyorsam yürüyüşüm değişiyor. Ya da Welcome Change’de başındaki kırılgan zarafetten nakarattaki göz yaşartan bilgeliğe geçişin muhteşemliği ve samimiyetle itiraf etmeliyim her seferinde gözlerimi doldurmayı başarıyor bu bölüm. Sadece bu iki şarkıdaki performans bile The Flood Inside’ı çok özel bir albüm yapmaya yetiyor benim için.

Fakat bu albümün pürüzlerinin olmadığı anlamına gelmiyor.

En büyük pürüz ise topluluğun alışkın olduğu şarkı yazımından kaynaklanıyor. Martin’in tercih ettiği vokal melodileri ve sergilediği performans standart pop/rock kalıpları üzerinden formunu buluyor. Üst satırlarda varlığına işaret ettiğim problem, topluluk bu pop/rock kalıpları çerçevesinde bir trafik inşa etmeye çalışırken kendini gösteriyor. Örneğimi albümün en çok sevdiğim iki şarkısı üzerinden vermek istiyorum. The Man Within o kadar dinamik, o kadar enerjik bir vokal performansıyla başlıyor ki, nakarata geçiş öncesindeki bridge’ın uzunluğu, riff tekrarları ve nakaratın devamı şarkının ihtiyaç duyduğu devamlılığın oluşmasına engel oluyor ve şarkı sahip olduğu enerjiyi birden kaybediyor. Welcome Change’de ise uzun bir başlangıç yapıyor olmamıza rağmen vokallerin başlamasıyla beraber farklı bir boyuta geçiyoruz. Bu boyut ilk nakarat bitince başlayan enstrümental pasaj ile ciddi bir kesintiye uğruyor. Long Distance Calling yukarıda da bahsettiğim gibi şarkı içlerinde dinamikleri değişken tutmayı, bu şekilde bir hikaye anlatmayı çok seviyor. Bu şarkıdaki orta pasajla da bunu hedeflediğini anlayabiliyorum fakat bu bölüm vokalin yarattığı duygusal, dokunaklı, bilge ama kalbi kırık duygu seline hizmet etmeyi, orada oluşan anlam bütününü güçlendirmeyi beceremiyor. Bu örneklerle ifade etmeye çalıştığım durum kendisini diğer iki vokalli şarkımızda da üç aşağı beş yukarı tekrar ediyor.

The Flood Inside vokalli şarkılardaki “kursakta kalma” hali yüzünden kusursuz, muhteşem ya da şaheser niteliğinde bir albüm olmayı kıl payı ıskalıyor. Albümün müzikal karakteristiği de topluluğun önceki işlerine göre radikal bir yerde durmuyor (evet TRIPS sana bakıyoruz). Dolayısıyla The Flood Inside topluluğun kökleriyle uyumlu bir zengileşme denemesi. İşin enteresan tarafı yukarıda tarif etmeye çalıştığım kıl payı ıskalamadan Long Distance Calling de haberdardı. Sadece o problemi çözerken belki de gereğinden fazla cesur oldular, sonuç TRIPS oldu. TRIPS? O da başka bir yazının konusu olsun. Fakat merak ediyorsanız hemen belirtelim, Long Distance Calling’in tekrar enstrümental müzik yapmaya karar vermesinin sebebi bence kesinlikle The Flood Inside değil :).

Long Distance Calling (@longdistancecalling)’in paylaştığı bir gönderi ()


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir