Firewind – Immortals

Firewind - Immortals Albüm İncelemesi | Musiki Cemiyeti
85%
Dinlemeye Doyamadım!

Şimdiye kadar ki en iyi albümleri!

  • Albüm

Yunan melodik heavy/power metal grubu Firewind, 5 sene aradan sonra, Century Media Records’tan çıkan yeni albümleri Immortals ile aramıza 20 Ocak 2017 tarihinde geri döndü. Çoğu kişi Gus G.’nin, sadece solo çalışmalarıyla ve Ozzy Osbourne gitaristi olarak kariyerine devam edeceğini düşünse de ben Firewind’den yeni bir şeyler duyacağımıza emindim. Sadece yeni bir şeyler ile kalmadık, çok da iyi bir şeyler duyduk.

Firewind grubu ile tanışmam 2003 yılında çıkan Burning Earth albümünden “I am the Anger” şarkısı ile olmuştu. Şimdiye kadar çıkarttıkları albümlerde ise genellikle albümün tamamından ziyade, belirli şarkıları sevmiştim ancak bu albümdeki tüm şarkılar akılda kalıcı, dinamik ve sürükleyici olmuş. 8 senenin ardından kadife sesli Apollo ile yollarına ayıran grup, yoluna Alman vokalist Henning Basse ile devam ediyor. Apollo’dan önceki vokalist Stephen Fredrick’in vokalleri de bana Jon Oliva’yı hatırlatıyordu. Henning Basse ise grupta hiç sırıtmamış, tüm şarkıları hakkıyla söylüyor. Apollo’ya göre daha sert ve biraz daha kirli bir vokal tarzına sahip. Grubun Henning ile tanışıklığı ise 2007 yılına kadar uzanıyor. Firewind’e 2007 yılı turnesinde vokalist olarak yine Henning eşlik etmiş. Uzun yıllardır grup elemanlarıyla arkadaşlığı devam eden ve Gus G.’nin solo çalışmalarında da yer alan Henning Basse’nin gruba dahil olma süreci de haliyle sorunsuz ve anlamlı oluyor.

Albümün tüm şarkılarının yazımını yine genel olarak yetenek küpü gitarist Gus G. üstleniyor. Immortals’ı yazarken, uzun yıllar ara verdiği Firewind kariyeri için biriktirdiği şarkıları tekrar ele almaya karar vermiş. Albümün prodüktörü olan Dennis Ward da şarkı yazımında Gus G.’ye destek olmuş. Ayrıca kendisini Gus G.’nin yeni solo albümü “Fearless” ta vokal ve bas gitarist olarak da görmekteyiz. Albümün kapağını ise Machine Head, Arch Enemy, God Forbid gibi gruplarla da çalışmış olan Gustavo Sazes çizmiş.

Şarkı sözlerinde antik Yunan tarihini işleyen grup, tamamı M.Ö. 500’lü yılllarda yaşanmış olan 300 Sparta’lı kahramanlığından, Pers’lilerin ikinci kez Yunanistan’ı işgal etmesinden, Thermopylae ve Salamis savaşlarından bahseden konsept bir albüm yapmış. Albümdeki tüm şarkılarda nakarat ve geçişler olsun, sololar ve vokaller olsun, her şey yerli yerinde ve yeterince kıvamında olmuş. Sizi yoran hiçbir nokta yok.

Gus G., Immortals ile bu işi ne kadar iyi yaptığını ve artık tamamen olgunlaştığını gösteriyor. Kendisinin mükemmel gitar işçiliğinin yanında, ikinci gitarist ve klavyeci olarak karşımızda olan Bob Katsionis’in de klavye partisyonlarının oldukça lezzetli ve yerinde olduğunu duyuyoruz. Albümde, içinize işleyen bir clean riff’e sahip olan (ki Annihilator’dan Jeff Waters’ın tarzına oldukça benzemekte) “Lady Of 1000 Sorrows” adıyla bir ballad’ın yer aldığını ve albümün adını taşıyan ve Gus G’nin döktürdüğü bir enstrümantal şarkı bulunduğunu söyleyelim. Albümün öne çıkan diğer parçalarından da bahsedelim. Nefes aldırmayan klasik power metal davulları ile klavye ve gitar soloları ile marş niteliğindeki “Hands Of Time” ve Leonidas’ın Perslilere öfkesini anlatan, kısmen vasat intro ile açılan ancak akabinde durmadan kafa sallamalık ve konserde gruba eşlik etmelik bir hale bürünen “Ode To Leonidas” ve hard rock vari tarzı ile “Back On The Throne” dikkat çeken başarılı eserler. Şarkıların sözlerine de dikkat ederseniz fark edeceksiniz ki, grup tüm hikâyeyi baştan sona anlatıyor. Leonidas’ın, diğer tüm Sparta’lı erkek çocukları gibi bir asker olarak yetişmesi ve kral oluşu ile başlıyor. Hüküm sürdüğü dönem, Thermopylae savaşı, akabinde Spartalıların Perslere karşı olan direnişi ve Salamis savaşı ki Yunan Kent devletleri bu savaşı
kazanmıştır, akabinde Meryam Ana’dan esinlediklerini tahmin ettiğim Lady of 1000 Sorrows ile Leonidas’ın ölümünü de içeren kehaneti
barındıran hikâyeyi dinliyoruz. Pers hükümdarının Xerxes’e karşı gelmesini Leonidas’ın anlatımıyla dinleyip, “Warriors And Saints” ile birlikte, albümün kalanında savaş sonrası mevcut durum resmediliyor. Firewind tüm bu hikâyeyi ise, konunun ruhuna uygun bir şekilde notaya dökmüş.

Firewind’i ilk kez dinleyecekler için grup şuna ya da buna benziyor diyemiyorum çünkü grubun kendine has bir yanını her zaman hissediyorsunuz. Euro-Power Metal’i kendine özgü bir şekilde yorumluyor, daha sert ama daha melodik. Helloween, Stratovarius ya da Dream Evil seviyorsanız ve henüz Firewind’i dinlemediyseniz sizi hemen Immortals’ın epik dünyasına davet edelim.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.