Manes – Slow Motion Death Sequence

0
95%
Başyapıt

Müzik seven herkesin dinlemesi gerektiğine inandığım çok özel bir albüm!

  • Albüm Notu

Black metal’in sınırları avant-garde yöntemlerle aşan (ya da duruma göre sadece genişleten) topluluklara özel bir ilgi beslediğim sanırım bir sır sayılmaz. 1993 yılında Tor-Helge Skei tarafından kurulan Manes de bu geleneği takip eden “deneysel” topluluklardan bir tanesi. Bir kaç gün önce çıkan Slow Motion Death Sequence ise topluluğun 5. albümü. Söylemem gerek, 25 yıldır müzik yapan Manes kesinlikle hak ettiği yeri bulamamış bir topluluk. Slow Motion Death Sequence ise bu adaletsizliğin hem ispatı hem de umuyorum ki çözümü olabilecek nitelikte bir albüm.

Büyütecimizi albümün üstüne getirmeden önce kısa bir Manes tarihi. 1993 Tor-Helge Skei ve Håvard Jenssen (gruptan ayrıldı) tarafından kurulan Norveçli topluluk, kuruluşundan yaklaşık altı yıl sonra çıkan “Under ein blodraud maane” adlı ilk albümüne kadar bir black metal grubu gibi görünüyordu. Fakat 2003 yılında çıkan Vilosophe albümüyle birlikte herşey değişmişti. Artık karşımızda çoğu zaman metal demekte bile zorlandığımız bir grup vardı.

Peki Manes nasıl bir müzik yapıyordu? Black metal kökenli deneysel müzik yapan topluluklar diyince aklınıza Ulver, Solstafir, Code ve Arcturus gibi gruplar geliyorsa (hepsi de bir birinden güzel gruplar, müzik zevkinizi tebrik ederim :P) Manes’in sizi ters köşeye yatıracağını söylemek isterim. Adamların yaptığı müziği en basit, en yüzeysel şekilde depresif trip-hop’ın post-rock’ın estetik anlayışı ve Norveç metal’inin enerjisiyle icra edilmesi olarak açıklardım ama bununla sınırlamazdım. Çünkü How The World Came To An End’in (3. Albümleridir kendisi) black metal rifflerini fransız ghetto Rap’iyle birleştirmesini izah edebilmek için grubun bu tür sınırları çok önemsemediği kabul etmek gerekiyor.

Yeterli ön bilgilendirmeyi yaptıysak eğer, gelin albüme geçelim. Evet Manes deneysel bir grup fakat topluluk Slow Motion Death Sequence’de artık deney yapmıyor. Albümün açıldığı Endetidstegn’den (Norveç’ce sonun geldiğini belirten işaret ve/veya işaretler anlamına geliyormuş) albümün kapanışı Ater’e kadar tutarlı bir pop/rock kalıpları üzerine kurulmuş bir trip-hop metal kırmasıyla karşı karşıyayız. Hatta Be All End All’da icra ettikleri türün organik devamı bile diyebilirim Slow Motion Death Sequence için. Aradaki en büyük fark bu albümün kendini (taşıdığı hisleri) ifade ediş şekli.

Bunu biraz açalım. Manes ilk albümünden son albümüne kadar hep negatif hislerin müziğini yapmıştı. Ballad olarak nitelendirebileceğimiz şarkıları elbette vardı (Ende!!!) ama hiç bir zaman genel ifade tonunu sadece bununla kısıtlamamıştı. Slow Motion Death Sequence’da Manes yönünü tamamen buraya çevirmiş gözüküyor. Neredeyse albümün tümü gözleri dolu, histerik ve çığlık çığlığa ifade edilen hislerden oluşuyor (mesela Endetidstegn ve Scion nakaratları).

İşin güzel tarafı bu hisleri oluşturan bileşenlerin tümü kusursuzca tasarlanmış ve icra edilmiş. Asgeir Hatlen kendine münazır ses rengi ve vokal performansıyla tüyleri mütemadiyen diken diken ediyor. Vokalleri kendisi mi yazıyor bilmiyorum ama öyleyse okullarda nasıl vokal yazılır dersi vermesi gerektiğine inanıyorum (zorunlu ders olarak). Bayan vokalli düet pasajları ise cabası. Albümün genelinde alt yapı görevini trip-hop’un elektronik müzikle genişletişmiş bir versiyonu üstleniyor. Manes’in Rock/Metal yönüyse bu alt yapının şah damarına duygusal adrenalinler basıyor (mesela Chemical Heritage’in finalindeki lead’ler ya da Therapism’in son bir dakikasındaki ritim gitarlar). Albümün sözlerinde işlenen şehirli nihilizmi ise bam tellerimizin üstüne çakılan son çivi adeta. Yayıncı firma Debemur Morti’nin Endetidstegn için yaptığı bir yorum var, albümün hissiyatını çok güzel açıklıyor:

Kıyametin kişisel bir formuna açılan kasvetli bir pencere, moden insanın acımasız tanrıları kötülük, alkol ve uyuşturucun elinden gelen kaçınılmaz ölüm

Evet Slow Motion Death Sequence can acıtacak kadar güzel bir albüm. Manes’i her zaman çok sevmeme rağmen daha önceki albümlerde hep bir şeylerin eksik kaldığını hissetmiştim. Bu yüzden Slow Motion Death Sequence benim için sadece çok (ama çok çok) güzel bir albüm değil, aynı zamanda Manes’in çıkarmasını yıllardır beklediğim o “başyapıt” niteliğindeki albüm. Kendine müzik sever diyen herkese öneririm.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.