Yunan black metal devi Rotting Christ’in yeni albümü The Heretics ’i dinlerken topluluğun kariyeri üzerine çok düşündüm. Hangi dönemlerde hangi türlere daha yakın durdukları, nasıl müzikler icra ettiklerini, ne gibi değişik patikalardan geçtiklerini. Ayrıca keyifli bir yazı olabilecek bu konuya derinlemesine inmeden 2010 yılında çıkan Aealo ve devamı albümlerde neler olduğuna kısaca bir değinmek istiyorum.
Aealo ile birlikte topluluk kendine daha sinematik bir anlatım dili tercih etmeye başladı. Oryantalist örneklemeler, korku filmi fragmanlarından fırlamış monolog sekansları ile inşa ediliyordu bu dil. Sakis’in ilkel bir vahşiliği olan vokal performansıyla birlikte bu atmosfer ayrıca bir uyum oluşturuyordu.
Takipçisi albümlerde topluluk bu formülün üstüne gitmeye devam etti. Oryantalist örneklemeler daha karanlık, daha tribal bir tona düşerken renkli Rotting Christ lead gitarları yavaş yavaş sahneyi terk etmişti. Bu gerçekten çok cesur bir karardı, zira Rotting Christ kariyerini renkli gitar rifleri üzerine inşaa etmiş bir gruptu. Kafalarındaki sinematik anlatım için feda edecekleri şeyin en karakteristik özellikleri olacağını hiç düşünmezdim.
The Heretics’in takipçisi olduğu diğer iki albüme göre en önemli farkı Rotting Christ gitar işçiliğinin geri dönmesi. Bu bence muhteşem bir haber! Sakis için sanırım kimse muhteşem bir gitarist demez fakat ben bu adamın yazdığı lead melodileri gerçekten çok seviyorum. Üstelik Κατά τον δαίμονα εαυτού ile Rituals’in sert/vurucu ritimlerinin üzerinde bu lead melodileri dinlemek ayrıca bir keyif.
Dolayısıyla The Heretics bize saldırgan ve vahşi olduğu kadar estetik ve duygusal bir tecrübe vaat ediyor. Fakat garip bir şekide bunu bir müzik dinleme deneyimine çevirmekte zorlanıyorum. Bir takım örneklemeler, bir takım monologlar albümün her yerine yayılmış haldeler. Bazen neyin örnekleme neyin şarkının vokalleri olduğunu anlayamaz hale geliyorsunuz. Bu yoğun atmosfer bir süre sonra şarkıları ezip hepsinin bir birine karışmasına sebep oluyor.
Bu aslına bakarsanız kötü bir şey olmak zorunda değil. Günümüzde bir grubun yaşayabileceği en büyük zorluklardan bir tanesi kendine münazır karakteristik ton oluşturmak. Sakis ve Allahsız arkadaşları sırf bunu başardıkları için bile her türlü övgüyü hak ediyorlar. Bu kadar dolu bir denklemde hiçbir şeyi taşırmadan dökmeden eski gitar rifleri için de yer açabilmelerini ayrıca takdire şayan. Eğer bu atmosferden keyif alıyorsan ne mutlu size, muhteşem diyebileceğiniz bir albümle karşı karşıyasınız.
Ben tüm saygım ve taktirimle beraber bu havadan sıkıldığımı söylemek zorundayım. Kabul 300 ya da herhangi bir epik filme hazırlanmış karanlık bir soundtrack dinlemek oldukça hoş. Ama ben tekrardan bir birinden ayrışabilen şarkılardan oluşan, içinde Sorrowfull Farewel, After Dark I Feel, My Sacred Path gibi hitler barındırabilen (daha yeni dönemlerden bir örnek isterseniz The Sign of Prime Creation derim) bir Rotting Christ albümü dinlemek istiyorum. Ne yazık ki o albüm The Heretics değil.



Bir yanıt yazın