Russian Circles – Blood Year | Musiki Cemiyeti’nin Türkiye topraklarında Rock, Metal ve Synthwave gibi alternatif müzikler konusunda çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki; cemiyeti takip ederek bilmediğim bir sürü grup ve kaliteli müzikten haberim oluyor ve yeni şeyler keşfetmek konusunda bana müthiş yardımcı oluyor. Zira, zaman ve yaş faktörleri işin içine girince ister istemez kendi kendime istediğim ölçüde keşifler yapamıyorum. Russian Circles da Musiki Cemiyeti’nde yeni albümleri öncesi single’larının çıkmasıyla haberdar olduğum gruplardan bir tanesi. Single’lar o kadar iyi ve can alıcıydı ki albüm kritiğini yapmamak olmazdı. Bu gibi daha birçok nedenlerden dolayı cemiyetin parçası ve yazarı olmaktan büyük keyif alıyorum. Siz de lütfen bir parçası olun ve bizi takip edin.
Evet, konumuz Russian Circles. Bilmeyenler için kendileri Birleşik Amerika’dan (Şikago) gelen post rock/metal grubu. Kendilerine enstrümental trio da diyebiliriz. Zira; gitar, bas ve davul üçlüsünden oluşuyorlar. Vokal kesinlikle yok. Duygularını ve dertlerini sadece bu üç enstrüman aracılığıyla aktarıyorlar. Aslında yeni bir grup değiller. “Blood Year” yedinci albümleri ve uzun bir süre kendilerini daha önce tanıyamadığım için epey hayıflandığımı söyleyebilirim.
Müzik için ister post rock ister post metal deyin. Gruptaki tüm müzisyenler kanımca birer virtüöz. Bundan dolayı sınırları zorlama ve deneysellik konusunda hiç çekinmiyorlar. Kalıplar dışına çok rahat çıkıyorlar. Bundan dolayı burada sıkıntı yaratabilecek konu ise virtüözlüklerinin bir araya gelirken karman çorman bir yapıya bürünmesi. İşte grubun başarısındaki püf noktada burada yatıyor. Çalgıların birbirleriyle olan uyumu harika. Kompozisyon yapısı ve geçişler neredeyse kusursuz. Müzik dili ise çok olgun ve tavizsiz. Bu gibi faktörler müziğin atmosfer yaratmasını kolaylaştırdığı gibi aktarılmak istenen mesajın yerine ulaşmasını garanti ediyor.
“Blood Year” grubun bu tarzını devam ettiren bir albüm. Her şarkıyı önceki albümlere rahatlıkla koyabilirsiniz. Ama bu sizi yanılgıya düşürmesin. Motorhead veya ACDC gibi her albümün aynı olduğu izlenimi yaratmasın. Yıllar geçtikçe grubun olgunlaşması ile gelişimini görmek ve müzikalitenin gittikçe arttığının farkına varmak epey keyifli. Şarkılar genel olarak karamsar bir havada ve oldukça progresif. Grup bence dış dünyaya epey kızgın. Melodiler anarşik ve isyankar yapıda. Özellikle gitar rifleri, sanki grup uygun gördüklerinde tepkilerinde güç kullanmaktan çekinmeyeceklermiş hissini yaratıyor. Her rif bilerek yazılmış ve mesaj vermek niyetinde. Rifler o kadar iyi yazılmış ki grup kızgınlıklarının arkasında aynı zamanda var olan yılgınlıklarını ve üzüntülerini de hissettirebiliyor.

Gitaristin ve basistin müzikal dahi oldukları belli olsa da albümde beni en çok etkileyen enstrümanın davullar olduğunu düşünüyorum. Bu kadar temiz, minimalist, tempoyu istediği gibi ayarlayabilen bir davulcu uzun süredir dinlememiştim. Dave Turncrantz o kadar yetenekli ki yaratıcılık konusunda Gojira davulcusu Mario Duplantier ile rahatlıkla kapışabilir. Çoğu kişi hadi oradan diyecektir ama “Russian Circles” sanki modern bir “Kyuss”. Albümü dinlerken Kyuss’tan alabildiğim minimalist rock melodilerini dinlemek kesinlikle müthiş bir duyguydu. Ek olarak albüme fazla şarkı koymayarak bence iyi yapmışlar. Az ama öz olan şeyler bence daha iyi ve daha kıymetli. Albümdeki her şarkıyı çok sevdim; intro ve geçiş dahil. Ama favori şarkılarım Arluck ve Sinaia. 2019’un bana göre şu ana kadar ki en iyi metal/rock albümü. Bu kritiği yazarken ekstra keyif aldığımı da ayrıca belirtmek isterim. Son olarak diyeceğim şudur ki; “Blood Year” albümünü dinleyiniz ve dinlettiriniz.


Bir yanıt yazın