Tek kişilik projelerden olan Unreqvited Empathica albümü ile 2020 yılında müzikseverlerin karşısına çıktı. Kanadalı bu arkadaş bildiğim kadarıyla kimliğini gizlemede epey başarılı. Ottawa’lı olmas dışında oldukça gizemli biri. Dinleyicilerin sadece müziğine odaklanmasını istiyor ki bu tarzda haklıdır. Müzisyenin tarzını ise tarif etmek biraz zor. Ambient öğelerden tutun, senfonik yapılara, oradan blackgaze melodilere ulaşın ardından gelen black metal tınılarına erişin. Kısaca müzik için senfonik blackgaze diyeceğim ama tarzı çok daha fazlası.
Albüm bir üçleme ile başlıyor. Birinci ayakta müzisyen bizleri orkestral bir deneyim eşliğiden belki de çok etkilendiği Kanada doğasının kendisine verdiği güçle, görkemli dağların kalbine bir yolculuğa götürüyor. Ardından gelen ikinci parçada, bu dağların kalbindeki soğuğun ve kış mevsiminin yarattığı etkiyi iliklerimizde hissetmemizi istiyor. Üçlemenin son ayağında ise bu seyehatin masumiyetini ve saflığını ve temizliğini anlamamızı amaçlıyor. Bunu amaçlarken eğer bunu anlayamaz isek yakarış ve haykırışlarıyla dinleyiciye serzenişte bulunmaktan kaçınmıyor. Daha sonraki şarkılarda benzer yapılarıyla dinleyiciyi doğayla başbaşa bırakmayı amaçlıyor. Ama bunu neredeyse dış dünyada sürdürülen bir yolculuktakine benzer bir atmosferde yapılan bir buluşmanın amaçlanmasından söz edebiliriz.
Albümdeki amacın atmosfer ve duygu seli yaratmak olduğunu anlamak güç değil. Black metal ise bu konuda sadece bir araç. Orkestral ve senfonik elementler ve bunların üzerine yazılmış melodilerin dinleyiciyi etkilemesi kaçınılmaz. Burada kullanılan rüzgar seslerinden tutun, şimşek çakmalarına, derinden gelen doğa seslerine kadar yazılan efektler dinleyiciyi duygu selinden çıkarmamayı amaçlıyor. Belki amaç bu olduğu içindir ki vokaller sadece yakarış ve çığlıklardan oluşuyor. Bu yönüyle albüm için enstrümental bile diyebiliriz. Albümdeki tema daha önce sızdırdığım gibi dondurucu soğuğun yaşandığı bir doğa üzerine. Bunun getirdiği depresif bir ortamdan söz etmek epey mümkün. Ama sanki müzisyen bence bu durumdan şikayetçi değil hatta tam tersine bu durumdan memnun. Sanki dondurucu doğanın kendisini umutla yaşama bağladığını aktarıyor dinleyicilere. Yaşadığı bu mutlak soğuğun yarattığı acıların yani bir nevi mazoşist duyguların kendisinin kurtuluşundaki en önemli arkadaşları olduğunu düşünüyor. Anlaşılacağı gibi romantik ve melankolik hava tüm albüm boyunca en ön planda.
Teknik olarak albüm black metal destekli bir ambiyans ve senfoni müziği. Çoğu şarkıda black metal etkisi hiç yok. Benim anladığım tarzda black metal diye tabir edebileceğim tek parça Crystal Cascade; ki iyi bir parça. Albüm bütünsel olarak sanki tek parçaymış gibi ama arada sırıtan şarkılar yok değil. Özellikle Snowspirits of the Arcane ve The Permafrost şarkıları bence albümün genel havasından uzak şarkılar. Şarkılar tek başlarına iyi ama ben albümde bu parçaları yapbozda yerlerine oturtamadım.
Albüm gerçek manada bir müzik deneyimi. Melodilerin verdiği enerji dinleyicileri depresifleştirirken hayata umutla bakmayı öğütler nitelikte olduğu için black metalin doğasına has bir duygu karmaşasından ve kaostan bahsetmek de mümkün. Bundan dolayı tarif edilmesi zor duygular dinleyiciyi bekliyor. Tarzın fanları için albüm bir başyapıt olacaktır. Benim içinse teknik hatalardan (örn: Albümün çıkış tarihi Mayıs değil güz ayları olmalıydı.) ve nedense tarif edemediğim bazı çıkmazlardan dolayı albüm bir başyapıt olmaktan uzakta. Belki de depresif havayı yaşayacaksam tam anlamıyla keder ve hüzne boğulmak istemem olabilir. Bu moddayken umut duymak yerine daha da dibe batmayı istemek klasik türk arabesk yapımıza daha uygun durduğu için olabilir. Albüme verdiğim nottan bağımsız her müzikseverin bu albümü en az bir kez de olsa dinlemesini ümit eder saygılar dilerim.
